Türkiye'm büyük bir imtihandan geçiyor. Herkesin başını önüne eğerek düşünmesi lâzım. Ne yaptım da veya ne yapmadım da bu hâle düştüm diyerek. 52 günde yüzü aşan çoğu genç insanı teröre kurban verdik. Vermeye de devam ediyoruz. Bu gidişle devam da edeceğiz. Bir türkü “Yılda kurban bir olur” diyor. Ne yılı, her gün sayısı onu, on beşi geçen genci subay, er, polis kurban veriyoruz.

Barış süreci diye diye acaba nelere gözlerimizi kapadık, neleri görmezden geldik? Atalarımız “su uyur düşman uyumaz” demişler. Biz ise başıyla da ucuyla da fosur fosur uyuduk. Devletin zirvesindekiler, biz barış süreci derken PKK silâh depoladı diyor. Bu ne demektir, bunun mânâsı nedir? Bu suali sormak hakkımız değil mi? “Peki biliyordun da devlet olarak neden mâni olamadın?” Bir devlet gösterin ki Millî İstihbarat Teşkilatı denilen teşkilatı bu derece gafildir? Demek bizim kısa adıyla Millî İstihbarat Teşkilatımız yâni MİT’imiz de uyumuş…
Acaba başkanı olan kişi istifa ettiği bu makama ikinci defa çok sevdiği kişinin hatırını kıramadığı için onun ısrarıyla gönülsüz geldiği için mi böyle oldu? İstihbaratı işlemeyen bir devlet olur mu? Olur olur, olursa da işte böyle olur. Süt emen bebekler dahil binlerce masumun katili Aptullah Öcalan’ı biz İmralı’da beslerken hatta diyaloğ miyaloğ kurup, ona sayın diye hitab edenleri meclise sokup maaşa da bağlarken o sayınların sayın eşkiyaları da işte böyle nereden bulmuşlar, nereden almışlarsa silâhları cephaneleri depolamışlar. Daha sonra da âdeta karakter değiştererek dağlardan şehirlere inivermiş, askerden sonra polise de kurşun sıkmaya başlamışlar. Vaziyet vahimdir hem de çok vahimdir. Şaka değil, şehrin göbeğinde hendek kazan barikat yapan özerklik diyerek kanton ilân eden eşkiyalardan bahsediyoruz.

Ya muhalefet… Çok mu masum? Daha çok uzak olmayan bir zamanda Komünist Rusya, Kızıl Çin adına terör estirerek konsolos öldürenlerin, banka soyanların, keyfince rehine alıp, kendi fikrine ve eylemine iştirak etmeyen gençleri insafsızca öldürenlerin, ülkeyi ikiye üçe ayıranların, beyni yıkanmışların, sokaklara şehirlere elkoyarak terör estirenlerin ve o körpecik beyinleri yıkayanların yâni bir zamanların azılı teröristlerinin isimlerini günümüzde de aklın ve vicdanın Kabul etmediği bir şekilde parklara sokaklara ad olarak verebilen, geçmişi, özür dilemediği müddetçe günahlarla dolu olan CHP mi masum?

Gelelim bu günün çok kusurlu iktidarına sahibi olduğu televizyon kanalında kafa tutan Doğu Perinçek Beyefendiye… Çok yakın bir zamanda yüzlerce masum genci elindeki “Proleter Devrimci aydınlık” gazetesini, pardon paçavrasını kullanarak Mao hayranı yapıp ellerinde silahlarla sokağa salıp milletine dost olan gençleri öldürten dövtürten bir vakitlerin maocu Doğu Perinçek’ine… Acaba niye yandaşlarıyla beraber birdenbire ulusalcı oluverdi? Olabilir insan hatalıydım diyerek fikrini değiştirip doğruyu görebilir ama batılı aydının yaptığı gibi günahlarını itiraf ederek hatta kitaplaştırarak, amme efkârına ilân ederek…

Sözü uzatmayayım 1970-1980 arasındaki yıllarda Solculuk kılıfı içinde Rusya’ya ve Kızıl Çin’ e yoldaş olarak binlerce şehide malolan korkunç bir terör estirenlerin büyük bir kısmı günümüzde artık ULUSALCI oldu, Bir kısmı da kürtlerin özerkliğine kendini adadı. İşte örnek olarak birisi… Yakın geçmişin azılı teröristlerden, 12 Mart 1971’e giden o kanlı günlerin aktörlerinden, sol darbeyi daha çabuk gerçekleştirmek için artık orduya da el atmamız lâzım diye istikamet gösteren elindeki “Devrim” gazetesiyle ( 1969) ve evindeki o günün meşhur solcularının daha doğrusu komünist yazarların, romancıların şairlerin iştirak ettiği sohbet toplantılarıyla beyin yıkayanlardan Doğan Avcıoğlu ve şürekasının denizler gibi dağlara saldığı gençlerden birisi, Deniz Gezmiş'in de has arkadaşı… 30 Mart 1972’de Kızıldere köyünde Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Sinan Kâzım Özüdoğru, Hüdai Arıkan , Ertan Saruhan, Saffet Alp Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy adlarındaki teröristler öldürülürken şaşılacak bir şekilde nasılsa sağ olarak kurtulan Ertuğrul Kürkçü… Rehin aldıkları üç alman teknisyeni nasıl öldürdüklerini anlatan, Deniz Gezmiş'leri kurtarmak için Süleyman Demirel'i rehin almak istedik diye şecaat arzeden Ertuğrul Kürkçü… 5000 ni aşan vatan müdafii milliyetçi gencin katillerinden birisi… Bugün HDP’nin listesinden Meclise milletvekili olarak giren, denizlerin çetesinden korkunç bir terörist…

Beyin yıkama ve orduyu tesir altına alma konusunda Doğan Avcıoğlu ve Doğu Perinçek yalnız değildir. Mihri Belli’nin 1Kasım1968’denberi çıkan Aydınlık’ı nı Doğan Özgüden’nin 1967 Ocak’ından beri gündemde olan “Ant”ını, Devrimin çok gözde yazarlarından “Akşam” gazetesi yazarı İlhami Soysal’ın döktürdüklerini, ölünceye kader bir sol darbe hayaliyle yaşayan “Cumhuriyet gazetesi”ndeki köşesinde kalemini olanca hırsıyla icabında yalanlarla destekleyerek bu hayalini gerçekleştirmek için kullanan İlhan Selçuk’u da unutmamak lâzım. Bu sözde fikir adamlarının sayesinde Ordunun alt kademelerindeki genç subaylar elde edilmiş “Ordu gençlik elele, Devrime doğru ileri!” diye ordu depolarından silah ikmali yapılarak Bu gün hâlâ isimleriyle duvarları kirleten DEV-GENÇler TÜRKİYE HALK KURTULUŞ ORDUSU(THKO) kurulmuştur. İşte Deniz Gezmiş ve yoldaşları bu sözde fikir adamlarının kurbanıdırlar. Tabii ülkücü camianın verdiği 5000 şahit de… Ne yazık ki onların ektikleri kötü tohumlar hâlâ zehirli meyveler vermekte devam etmektedir. Türk- Kürt kardeşliğini de dinamitleyen onlardır.

Namuslu solcu fazilet sâhibi, vatan haini olmayan vatanını sonunda ölüm dahi olsa terketmeyen yabancı bir ülkeden vatandaşlık dilenmeyen bir solcu veya komünist yok mudur? Diye sorabilirsiniz. Bunun Batı’da çok seviyeli örnekleri vardır. Bizde ise sadece bir isim aklıma geliyor: Kemal Tahir… Deniz Gezmişin asıldığı günün gecesinde en son marifeti orduya el atarak devrimci darbeyi kısa yoldan gerçekleştirmek olan, Uğur Mumcu'nun, Fakir Baykurt’un, Yaşar Kemal’in daha pek çok meşhur solcumuzun bakan olarak yer alacağı kabineyi darbeyi yapacaklara sunmak üzere hazırlamış bulunan beyinlerini yıkadığı Deniz Gezmiş ve arkadaşları gibi çok emin bir şekilde 9 Mart 1971’de gerçekleşecek bu sol darbeyi bekleyen ama büyük bir sukut-u hayale uğrayan Doğan Avcıoğlu’nun evini basan “Ulan çocukları ipe gönderdiniz utanmadan eğleniyorsunuz diye gürleyerek Çetin Altan’ın da dâhil olduğu o uğursuz beyin yıkama sofrasını tekme atarak yerle bir eden Kemal Tahir…
Evet,bizim solcularımız ve komünistlerimiz çoğunlukla böyledir. Kültürsüzdürler, solculuğun dahi ne olduğunu silmezler. Derinine inmeden sloganlarla konuşur, bu sloganlarla gencecik beyinleri yıkarlar. İçinde doğdukları ülkenin tarihiyle, inancıyla, her cephesiyle cahili oldukları için çok çabuk satılır ve vatan haini durumuna düşer, gençleri zayıf noktalarından yakalayarak dağlara salarlar. Sonra da hiç bir muhasebe yapmadan, hiç utanmadan işte böyle birdenbire ulusalcı oluverirler.

Bu taifenin çok iyi bilmesi lâzım gelen tek gerçek vardır. Bu gerçeği sola batık beyinlerine iyice kazımaları da şarttır. İçine doğdukları milletin tarihine dinine ihanet ede ede, o masum milletle aralarına ihanet duvarları inşa ede ede ulaştıkları bu ulusalcılık noktasında yaptıkları muhalefet yanlış bir müslümanlığın temsilcisi hâline gelmiş iktidara sadece oy kazandırır. Hz İsa “Günahsız olan taşı atsın”diyor. Günahkârların ayıplıların attıkları taşlar hiç bir tesir yaratmaz, geri teper.

Meşhur bir fıkra: Zamanın dünyaya sırtını dönmüş Allah dostu kişilerinden birine baştakilerin yolsuzluklarından ve haksızlıklarından yılmış bir kişi sormuş: Bu zalim kişilerden yaptıkları bunca haksızlıklara rağmen neden Allah bizi kurtarmıyor? Cevap bu gün için de geçerlidir: “Çünkü onlara o taşları atanlar, muhalefet edenler de masum ve mazlum değil de ondan
Ya bu taşlara muhatab olan sağcılar, kendilerini kusursuz müslüman şayan gerçek Müslümanlığın cahili sağcılar… Müslümanlığın muhteşem ahlâkını diğer zavallı, perişan İslâm ülkelerinde olduğu gibi sadece şekle, çok asil Türk Kadınının bir zamanlar aynı asaletle, vakarla taşıdığı başörtüsüne kitleyerek o başörtüsünü ruhundan ve asaletinden soyarak maişet vasıtası hatta iktidara gelme basamağı haline getiren sağcılar, bunca hırsızlığa ve yolsuzluğa göz yumabilen sağcılar… Son dinin mesajına, muhteşem ahlâkına ihanet eden sağcılar… Onlar geldiğinden beri ne hikmetse başını örtüp hidâyete erenler birden bire çoğalıverdi. Sokaklar ve caddeler hatta televizyon ekranları başörtüsünü, daha doğrusu başörtüsü diyemeyeceğim bu çift katlı deve hörgücünü ninemin, anamın, Kurtuluş savaşının o kahraman kadınlarının, Şerife bacıların, Kara Fatma'ların ruhunu rencide edecek tavırlarıyla taşıyan daha doğrusu taşıyamayan rüküşün rüküşü hatunlarla dolu… Ruhu edeb ve hayâ ile yoğrulmuş başörtüsününü bu ruhtan soyup sadece bir kumaş parçası haline getirip sokaklara düşürenleri, maişet ve ikbal aracı yapanları acaba ara sıra da olsa pişman olup, tövbe ediyorlar mı, diye düşündüğüm de çok oluyor. Çünkü edeb ve hayâ ile bütünleşmasi lâzım gelen bu örtünün, mübarek Anadolu kadınının yıllarca ırzını, namusunu düşmandan korurcasına başında taşıdığı bu örtünün bu hâle düşmesinden dolayı işledikleri büyük günahtan onlar ve ülkem namına ben çok korkuyorum.

Ve İslâm’ı özünden, özündeki muhteşem değer ve ölçülerden soyarak temsil edenlere gerçek, her şeyiyle gerçek müslümanların, Hak nedir adâlet nedir çok iyi bilen ağzı dualı alnı secdeli müslümanların ve geçmişteki günah ve hatalarından dolayı pişman olmuş dürüst namuslu solcuların yapacakları muhalefeti Gözlerim yaşlı dua ederek bekliyorum… Çünkü yalnızca o kişilerin yapacağı muhalefetin hedefine ulaşacağına inanıyorum.

Kurban kanlarıyla, vatanı için kurban olan yüzlerce şehidin kanlarının, sel gibi akan gözyaşlarıyla karışarak aktığı bu günlerde Bir kurban bayramını yaşamak çok zor… Bu şartlar altında hâlâ tasasızca gülebilen ve eğlenebilenlerin değil, ne yaptık da bu hâle düştük diye ibâdet eder gibi tefekkür edip hayatlarının altına yekun hattı çekenlerin Kurban bayramı mübârek olsun.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.