Gündem:
Faruk Mangırcı: Nazmi Bilgin'e Suç Duyurusunda Bulunacağım!
Ankara Gazeteciler Cemiyeti'yle ilgili tartışmalar sürerken Türktime.com dün önemli bir röportajı yayınladı. Gazeteci Faruk Mangırcı'ya AGC hakkındaki iddiaları soran meslektaşımız Talat Atilla'nın yazısını TürkTime'in hoşgörüsüne sığınırak aynen yayınlıyoruz.  Röportajın orjinal metnini buraya tıklayarak okuyabilirsiniz    NAZMİ BİLGİN'E SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIMSessiz sakin bir şekilde varlığını sürdüren Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nde olağanüstü kongre kararı alındı. Sık sık Gazeteciler Cemiyeti’ni eleştiren gazeteci Faruk Mangırcı’ya cemiyette neler olduğunu sorduk. Sessiz sakin bir şekilde varlığını sürdüren Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nde olağanüstü kongre kararı alındı. Sık sık Gazeteciler Cemiyeti’ni eleştiren gazeteci Faruk Mangırcı’ya cemiyette neler olduğunu sorduk. Ankara Gazeteciler Cemiyeti üyesi ve Beyaz Tv'de yayınlanan Yüksek Gerilim programının moderatörü Mangırcı, Ankaralı gazetecilerin neredeyse bir numaralı gündem maddesi olan Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin perde arkasını anlattı. Buyurun…-Ne oldu da birden siyasetin tartışıldığı bir programın ana konusu haline geldi Ankara Gazeteciler Cemiyeti'ndeki olağanüstü kongre tartışmaları.-İşin doğrusu biz gazeteciler Serdar Arseven ve Mehmet Faraç'la Yeniçağ Gazetesi yazarı Prof. Özcan Yeniçeri ile daha çok siyaset ağırlıklı olarak gündemi değerlendiriyoruz ancak izleyicinin ilgisini çekecek konular da olduğunda bu konuları da masaya yatırıyoruz. Cemiyet meselesi de öyle gündeme geldi. Zira demokrasinin en önemli ayaklarından biri olan medya'da halkın ilgisini çeken bir müessese. Burada olup biteni de irdelemek lazım diye düşündüm ve konuyu açtım. Zira bu konu gazeteci arkadaşlarımızın kanayan yarası. Çünkü; daha çok bürokratik bir yapıyı andıran Cemiyet'in binasına bile girince zannedersiniz ki, ortam sizi hemen dışarı çıkartmak ister. Öyle ağır bir yapı vardır. Hatta cemiyetin yöneticilerinin dışında cemiyete gelenlere genelde "Niye geldin?" der gibi bakılır. Bu yüzden burada olup bitenler mutlaka konuşulmalı diye düşündüm.  -Niye mutlaka konuşulacak ki, burası sonuçta bir meslek örgütü?-Hayır o kadar basit değil hadise. Şimdi bu meslek örgütü özellikle 28 Şubat ve 12 Eylül dönemlerinde dönemin egemenlerine bağlılık mesajları yayınlamasıyla ünlü bir meslek Ankara alıyor. Aslında sorgulanması gereken bir konu da bu. Yanlış hatırlamıyorsam bir ildeki meslek örgütlerinden en çok üyeye sahip olana veriliyor bu para. Ve Basın İlan Kurumu'nun kayıtlarında Ankara'nın 2015 üyesi görünüyor. Tabii cemiyetin kayıtlarında bu rakam 840 gibi görünüyor.  -Niye tahmin yürütüyorsunuz, kesin rakamı cemiyetin bir üyesi olarak bilmiyor musunuz?-Bilmiyoruz, cemiyetin yöneticilerinin dışında bilen de yok. Çünkü cemiyette bir şeffaflık söz konusu değil. Cemiyet kara kutu gibi. Ne üyesini bilirsiniz, ne gelirini, ne giderini. Ancak yakın gelecekte tüm kamuoyu bunların hepsini öğrenecek. Çünkü biz gazeteciler olarak nasıl siyasetçiyi, bürokratı didik didik ediyorsak özel hayatları dahil herşeyi araştırıyorsak kendi meslek örgütümüzle ilgili bilgilere de ulaşabilmeliyiz. Ama nedense cemiyet bu bilgileri gizli tutuyor. Belli ki bir korkuları var. - Niye yalnızca Ankara Gazeteciler Cemiyeti? Tüm meslek örgütlerinde bu tarz eksikliklerle karşılaşıyoruz. Bu özel ilginizin sebebi nedir? Aday mısınız, desteklediğiniz bir aday mı var?- Hayır. Şu anda burada seçim olduğu için bunu konuşuyoruz. Aday değilim, kimseyi de desteklemiyorum.CEMİYETİN GAZETESİNİ GÖREN YOK!-Tekrar dönersek gelir hikayelerine...-Evet cemiyetin tartışmalı bir şekilde üye sayısına göre Basın İlan Kurumundan yıllık 550 bin lira gibi bir geliri var. Bunun yanı sıra yine çok tartışılması gereken bir konu, cemiyetin var olduğu iddiasıyla Basın İlan Kurumu'ndan resmi ilan aldığı 24 saat gazetesi var. Esasında bu da tam bir sorun. Cemiyetin niye bir gazetesi olur, kimi destekler, kime köstek olur , niye bu gazete çıkar derseniz kusura bakmayın bilmiyoruz. Çünkü bu gazeteyi ben hayatımda hiç görmedim. Ne Meclis'te, ne Başbakanlıkta, ne Cumhurbaşkanlığı'nda ne bayii de. Gören varsa beri gelsin. Yani iğneyi başkasına batırırken çuvaldızı da kendimize batıralım, bu bir fason gazetedir. Basın İlan Kurumu'na beş on tane verilecek kadar basılır ama kimse görmez. Kağıt üzerinde Basın İlan'ın gereklerini yerine getirir, dağıtım şirketinden de bir fatura kestirilir artık hangi metotlarla olursa al sana gazete. Tabi önemli bir gelir kaynağı da buradan gelen paradır ancak kimse bilmez. Fakat  ben söyleyeyim kamuoyu öğrenmiş olsun. 2008, 2009 ve 2010 yılı itibariyle olmayan bir gazeteden Ankara Gazeteciler Cemiyeti 2 milyon 145 bin lira ilan parası almıştır. -Büyük rakam bu.-Evet büyük rakam Ankara'da yanlış bilmiyorsam 11 yerel gazete var. İki kişinin üçerden altı gazetesi ve diğer beş gazete. Yani sorgulanması gereken bir konu da budur sistemde. Bu teknoloji çağında olmayan gazetelere devlet ilan verip çoğu matbaa sahibi olan insanlara göz göre göre para aktarıyor.- Bunların doğru olduğunu kabul etsek bile siz sistemin arızalarını bir kişiye yüklemiş olmuyor musunuz? Cemiyetlerin de geliri olması gerekmez mi?- Tamam da sistemi değiştirmek isteyen yok. Cemiyetlerin geliri olsun ama bu kadar şık olmayan yöntemlerle değil. -Cemiyetin gelirleri bu kadar mı?-Daha ne olsun demeyeceğim var tabii. Her ne kadar biz detaylarını bilmesek de Haymana yolundaki bizim çatıdan elde edilen kira gelirleri var ancak bunları da bilmiyoruz. Değerine mi verildi, değerinden düşük mü kira bedeli belli değil. Yani anlayacağınız  şöyle bir kabataslak baktığınızda cemiyetin gelirleri yüz bin liraya yakın.-Bir de aidat gelirleri var...-Yok ona gelir denemez çünkü çok cüz'i. Çok cüz'i bir para inanın hatırlamıyorum bile. Çünkü ciddi bir aidat olsa bugünkü üye yapısında kimse bu parayı vermez.  PARALARIN NERELERE HARCANDIĞINI BİLMİYORUZ! -Peki bu paralar nerelere harcanıyor?-Bunu da bilmiyoruz. Çünkü hiçbir şekilde şeffaflık yok. Gazeteciler Cemiyeti önünde duran makam arabaları vardı Volvo marka. Sanırım 130 bin Euro’ya bir minibüs alınmış ve içi çok büyük paralara dizayn ettirilmiş. yönetim içinde kavga da tam bu konudan patlak vermiş. -Şimdi birkaç tane aday çıktı başkanlık için..-Evet duyuyoruz üç dört aday var. Ancak Nazmi Bilgin ve ekibi asla ve kat'a aday olmamalıdır. 19 senedir cemiyeti yöneten bu başkan ve ekibinin ne yaptığını sorgulamayacağım bile çünkü gazeteciler adına hiçbir şey yapmadıkları ortadadır. Biz gazeteciler olarak her fırsatta siyasileri eleştirmiyor muyuz kazık mı çakacaksınız artık yeter diye. O halde niye bizim cemiyetin yöneticileri kazık çakmaktan beter bir  şekilde oturdukları koltuktan kalkmıyor. Yeter artık bıraksınlar da başkaları biraz hizmet versin. Ayrıca giderayak cemiyet yönetiminden özellikle şunu istiyorum. Yapmadıkları takdirde ben cemiyetin duyarlı bir üyesi olarak gereğini yapacağım. Çıksınlar şeffaf bir şekilde gelirleri giderleri ilan etsinler. Yani genel kurul günü hesapları gelirler giderler kabul edenler etmeyenler diye okuyup geçmesinler. Bu kadar para ile neler yapıldı bilmek istiyoruz. Ben duyarlı bir vatandaş olarak üyesi olduğum Ankaragücü'nde bunu yaptım. Gittim Maliye'ye verdim bir dilekçe kulübe para verdiklerini iddia eden eski yöneticilerin gelirlerini, giderlerini hatta üçüncü derece dahil olmak üzere yakınlarının malının mülkünün de araştırılmasını istedim. Maliye iki eski başkana ikişer müfettiş gönderdi bütün hesapları didik didik ediliyor. Aynısını burada da yapacağım, aslında bu konuda tüm üyeler duyarlı olmalı. Çünkü bu para meslek örgütü olan bu derneğin üyelerinin eğitiminde, sıkıntısında  kullanılmalıydı. Yani kamu yararına bir derneğin başkanının neden makam arabası olur hem de birkaç tane. Kim verir bu yetkiyi. -Peki niye birden bu kadar talip arttı cemiyete...-Söyledim ya bakın ortadaki paraya. Bugüne kadar hiçbir meslektaşının bir derdine devam olmamış isimler çıkıyor ortaya cemiyet başkanlığına talip. Kimi eski gazeteciler  yapacak işleri kalmayınca cemiyete talip olmuşlar. Kimileri emeklilik hayatında boş kalmak istemiyor. Hoş sadece bunlar değil tabii. Basın İlan Kurumu'nda yıllarca Nazmi Bilgin yönetim kurulu üyesi idi. Şimdi genel kurul üyesi. Emin olmamakla birlikte Basın İlan'da Yönetim Kurulu üyelerinin üç ayda bir toplananın karşılığı aldığı huzur hakkı yedi bin lira civarında. Genel Kurul üyeleri bu rakamdan daha azını alıyor. Cemiyet temsilcisi sıfatıyla alıyor bu parayı. Getirip cemiyete veriyor mu bilmiyorum. Reklam kurulu, Muzur kurulu gibi yerlerde de üyelikler var. Buralardan ne kadar para alıyorlar bilmiyorum ama sonuçta bu paraların cemiyete gelir kaydedilmediğinden adım gibi eminim. Gelir kaydedilmeli zira kamu yararına bir dernek olan bu kurumun başkanı orada fahri olarak görev vermeli. Anlayış bu olmalı. - Siz de her şeyden eminsiniz ama elinizde tek bir belge yok Faruk bey? - Kolay mı. Diyorum ya, üyelerin listesi bile belli değil. -Kişisel olarak bir sorunun var mı Nazmi Bilgin'le bu kadar dert edindiğine göre meseleyi.-Sıkıntı aslında prensiplerle ilgili. Benim cemiyete üye olmam tamamen Nazmi Bilgin'in keyfiyetiyle alakalıdır. Kendimden biliyorum. 1996'da Ankara'da daha iki yıllık gazeteciyken - o dönem Kültür Bakanlığı'nda Basın danışmanıydım- ben Türk Ocakları salonunun cemiyete tahsisinde inisiyatif aldım ve Nazmi Bey dilekçe gönderip aynı gün beni cemiyete üye yaptı. Gördüm ki, tamamen üyelikler keyfi. Kimi isterlerse üye yapıyorlar ki, bu büyük bir haksızlıktır. Ankara'da mesleğinin duayeni olmuş yüzlerce isim var cemiyetin kapısının önünden bile geçemezler bırakın üye olmayı. Cemiyet yönetimine itirazımın bir sebebi budur. İkinci sebep ise 2005 yılıydı sanırım Star Gazetesi'nde yazdığım dönemde Prof. Mustafa Erdoğan'la Başkanlık sistemi üzerine bir röportaj yaptım. Bu röportajda Erdoğan hoca Anayasa Mahkemesi üyelerini -üyelere göre- incitecek laflar etmişti. Doğrusu hiç de alınmaları gereken bir şey yoktu. Anayasa Mahkemesi'nin o günkü 9 üyesi hoca ve benim hakkımda tazminat davası ve ceza davası açtı. Hemen üç celsede sonuçlandı dava hocaya ve bana o günün parasıyla 55 milyar lira tazminat 200 gün de hapis çıktı. Benim suçum kanuna göre hocaya oranla daha fazlaymış. Hoca bir kez söylemiş ben gazetenin trajı kadar -yani 115 bin defa- suçluymuşum. Bu durumu gidip Nazmi Bilgin'e aktardım. Cemiyet olarak bu kanunun değiştirilmesi noktasında çalışma yapmalarını  yoksa bir çok gazetecinin böyle başının yanacağını söyledim. Nazmi bey bana, " Faruk’cum oluyor böyle şeyler " dedi. Nazmi Bey'e göre bu kadar kolaydı. Çünkü kendisi gazeteci falan değildi. Dolayısıyla böyle davalarla karşılaşma olasılığı hiç yoktu. Bugünkü itirazımın temel noktaları bunlar.  Ha bir de az daha unutuyordum. Bilgin yönetimi bu olumsuzlukların yanında bir de sansürcüdür. Gazetecilere sansür asla kabul edilemez bir hadisedir hele bu bir de bu sansür girişimi bir basın meslek kuruluşundan geliyorsa daha da vahimdir. Bilgin yönetimi Beyaz Tv'de Cemiyetle ilgili yaşanan tartışmaları konuştuğumuzun ertesi günü hemen harekete geçerek programa sansür uygulamak istemiştir fakat Allah'tan ki Beyaz Tv yönetimi bugün Türkiye'de hiçbir yayın kuruluşunda olmadığı kadar demokrattır kendi düşüncesine taban tabana zıt görüşlere bile ekranlarını açmış bir televizyondur, bu nedenle sansür girişimlerinde de başarılı olamamışlardır.CEMİYETLE İLGİLİ SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIM-Peki bundan sonra gelen yönetimler farklı mı olacak?-Açıkçası sanmıyorum. Ama ilkeleri ön plana çıkartacak bir yönetim olmalı. Gazeteciler Cemiyeti, Basın İlan Kurumu'ndan para alan bir dernek olursa hükümetin basın üzerindeki uygulamalarına sesini çıkartması mümkün değil . Hele ki fason bir gazete çıkartıyorsa Basın İlan Kurumu'nun bir saniyede bu parayı keseceğini biliyorsa asla cemiyet üyelerinin hakkını savunamaz. Şimdi ben Sayın Bilgin ve ekibine bir şans veriyorum. Çıksınlar bu iddialarımı cevaplasınlar . üstelik de en açık ve net haliyle. Başta ne kadar üyeleri var, öyle terzi, berber çırağı falan olanları değil gerçek gazetecileri açıklasınlar. Cemiyetin gelirlerini ve giderlerini döksünler ortaya. Yoksa bu tartışma daha çok su götürür.Ha eğer onlar bunu yapmazsa  bizzat İçişleri Bakanlığı'na başvurup denetleme isteyeceğim, vergi müfettişleri gönderilmesi için Maliye Bakanlığına başvuracağım ve bu konuları yargıya taşıyacağım. Sonra hiç kimse darılıp gücenmesin.Ayrıca bundan sonra gelecek yönetimlerde öncelikle bu mesleğin kahrını çeken 212 sayılı basın kanununa tabii bütün gazeteci arkadaşlarımızı cemiyete dilekçe bile beklemeden resen üye yapsın. Üye aidatlarını ciddi bir seviyeye getirip kendilerini devlete mahkum etmesin. Bu naylon gazete rezilliğine bir son verip o hiç görmek kısmet olmayan 24 saat gazetesini elden çıkartsınlar ki, onun bunun hakkında üçkağıtçı-dolandırıcı diye yazmaya hakkımız yüzümüz olsun. -Basın İlan Kurumu'nun hiç mi günahı yok bu yaşananlarda?-Bugüne kadar ne oldu bilmem ama bundan sonra zaten cemiyet istese de istemese de 24 saat ile ilgili olarak büyük sıkıntı yaşayacak. Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Sayın Mehmet Atalay'ı Gençlik Spor Genel Müdürlüğü'ndeki uygulamalarından tanırız. Yetim hakkının hesabını yapan bir isimdir. Gözgöre göre olmayan gazetelere ilan parası diye para ödemeyecek kadar ahlaklı bir adamdır. Ayrıca bu işin denetimi konusunda fahri olarak kendisine yardımcı da olacağım kongreden sonra. Yanıma bir noter alıp bayii bayii gezip bu gazete nerede satılıyormuş bunları da noter huzurunda tespit ettireceğim. Artık bundan sonrası cemiyet yönetimine ve  üyelerine kalıyor.  TURKTIME/TALAT ATİLLA
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Aybüke Öğretmeni katleden teröristlerden...
Batman’da bölücü terör örgütü PKK tarafından şehit edilen Şenay Aybuke Yalçın ve iki asker olayı...

Haberi Oku