Kaynayan bir coğrafyadayız! Siyonistler BOP projesiyle, emperyalistler petrol sömürüsüyle Ortadoğu'da cirit atıyor! Bir zamanlar kardeşlik türkülerinin söylendiği bu topraklarda şimdi kan ve göz yaşı var! Hem de kardeş kavgası!..

Makalemize, Yazar Sabriye Cemboluk arkadaşımızın bir anısından alıntı yaparak başlayalım:
“Bundan 50 yıl kadar önce, Siirt de şahit olduğum bir olayı paylaşmak istiyorum. Yaşadığımız Billoris köyü küçücük bir köydü. Hemen herkesi tanıyorduk. Köye dışardan gelenler olduğunda da hemen farketmeye başlamıştık. Bir gün köyde görmeye alıştığımız 4-5 delikanlı birden ortadan yok oldu. Birlikte bir yere mi gitmişlerdi? Askerlik falan olsa haberimiz olurdu. Başka bir yere çalışmaya gitseler yine duyardık. Çocuklara soruyorum "Allahım’a ürtmen ben bilmez..." diyorlar. Bir akşam ağa bizi yemeğe davet etti. Gittik. Odada köyden olmayan yabancı adamlar da vardı. Konuşmalar arasında, o dönemde köylülerin giydiği kara lastik markası olan "cizlavet" sözcüğü geçiyordu. Adamlar çok kalmadan gittiler. Onlar gidince ben ağaya sorumu direk sordum;
-Nedir bu cizlavet muhabbeti?
Ağa bir an durdu, beklemiyordu böyle bir soru. Tamamı Kürtçe yapılan konuşmadan, benim cımbızla çektiğim bir yabancı kelime, aslında konunun tam da özünü oluşturuyordu.
-Sabriye hanım, bizim gençlerimiz Mele Mustafa Barzani'nin ordusunda askerlik yapmadan, Türk ordusunda askerlik yapmazlar! Biz Kürtler her ne kadar Türkiye vatandaşı olsak da Barzan aşireti bizim en saygı duyduğumuz ve bağlı olduğumuz aşirettir. Cizlavet lastikleri o bölgedeki askerler kullanırlar. Bu lastikler, Türkiye’deki ağalar ve aşiretler tarafından karşılanıp, Barzani'ye gönderilir.
-Peki ortada görünmeyen gençler? Onlar şimdi oraya mı gittiler?
-He valla, gittiler, hazır asker olarak gelip Türk ordusunda da askerliklerini yapacaklar.
-Peki sizin bu yasa dışı asker ve malzeme trafiğinizden Türk yetkililerin haberleri olmuyor mu?
-???
Yani sukut, ikrardan gelir diyorsun.”

Yazar Sabriye hanımın anısında bahsettiği gibi; kökleri bizim topraklarımızdan beslenen, gövdesi Kuzey Irak'ta gelişen bir Barzan Aşireti var; yıllarca 'Büyük İsrail' projesiyle ABD'in  besleyip şimdi uydu devlet aşamasına getirdiği sözde devletçik! 

Kürtler, 1920 Sevr antlaşmasına göre, Batılı emperyalist devletler tarafından İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de haritalandırıldı ve 1923 Lozan Antlaşması ile de yok sayıldılar. O günden bu güne çok şeyler değişti.

Sovyetler Birliği ve İngiltere’nin, Ocak 1946 yılında İran’da, Qazî Muhammed ve Baba (Mele) Mustafa Barzani öncülüğündeki Kürtlere kurdurduğu ‘Mahabad Cumhuriyeti’ 11 ay ancak dayanabilmişti! Çünkü destekçi devletler çekilince Kürtlerde ayaklarının üzerine duramadılar...
Strateji uzmanlarına göre, aradan yüz yıl geçmeden şimdi oğul Mesut Barzani tarafından ikinci kez bu defa Irak’ta 'Kürdistan' adı altında bir devletleşmenin ilk adımı '25 Eylül 2017 Bağımsızlık Referandumu' ile atıldı (!) 
Yani etrafındaki İran, Irak, Türkiye ve Suriye'yi tedirgin eden bir gelişme! Fakat bu dört devletin sınır kapılarını kapadığı takdirde yaşama şansının olmayacağının bilinmesine rağmen kurulmak istenen bir devlet! 
Petrol akışı, Habur Sınır Kapısı geliri, Elektriği, Uydu TV yayını, Türk şirketleri vs. Türkiye, Kuzey Irak'ın can damarı! Bunları keserse ne olur? 
Yani akibeti Mahabad Kürt Cumhuriyeti!
Peki neden bu ısrar? Çünkü perdenin arkasında İsrail var!
Mesela, referandum kutlamalarında Kürtlerin salladığı İsrail bayraklarını görmeyeniniz yoktur herhalde!.. (Ya da İsrailli komutan Sagi Chori'nin itirafları)  İsrail'in, tehdit olarak gördüğü İran'ın önünü kesebilmesi ve diğer üç devleti de meşgul edecek bir planın gerçekleşmesi için verdiği destek ve gazlamasıyla ortaya çıkan milliyetçilik şovenizmi! Yani Mesut Barzani'nin babadan gelen devlet kurma hevesi! DEAŞ terör bahanesiyle oluşan fırsatçılık..., aklınıza ne gelirse!..
Dolayısıyla, bu referandumun getireceği orta ve uzun vadede ki sonucun; İran, Suriye ve Türkiye’deki Kürtler açısından bir mıknatıs etkisi mi yapar, yoksa domino taşı mı, bekleyip göreceğiz!

Diğer komşu devletler için öngörüde bulunmak zor ama kendi ülkemiz açısından bir değerlendirme yapmak gerekirse tespitlerimiz şu yöndedir:
İran, Irak, Suriye’deki Kürtlere bakarak, (yukarıdaki 'anı'da anlatılan vakıalara rağmen) Türkiye’deki Kürtler devletine en iyi entegre olanlardır. Güneydoğudaki Kürt halkının arasına girip derinliğini iyi okuyabilirseniz içlerinde bir Çanakkale ruhunun olduğunu görürsünüz! Bu yüzden PKK projesi 40 yıldır tutunamamıştır.

Yüzyıllık Kürtlerin gelişimini iyi okursak önümüz yüz yılı daha iyi kurgularız. Dünyada en büyük Kürt metropoliten şehri İstanbul deniyor, var mı Türklerle Kürtler arasında bir problem? Yok. Neden? Çünkü et ve tırnak gibiyiz, yani akraba olmuşuz!..
Bu birlikteliğimizi bozacak her türlü fitneye fırsat verilmemelidir. Her terör baskısında Kürtler Kuzey Irak'a değil Batıya göç etmişlerdir.
Ve bu coğrafyada yeni Lawrence'lere müsaade edilmemelidir!..

Bu konu ile bağlantılı olarak;
Kerkük ve Musul’daki Türkmenlerin geleceği açısından durumu tek cümle ile özetlemek gerekirse; tıpkı Kürtler gibi, derhal Türkmen Bölgesi Federal Yönetimi ilan edilmelidir!..