İstanbul Atatürk Havalimanı patlaması sonrası, bayram havasına dönüştürülen köprü açılışına gelen tepkilerin, yön değiştirilmesi için yalancı gündem piyasaya sürüldü. Yeni gündemimizin konusu, Suriyeli misafirlerimizin (ilk geldiklerinde kullanılan cümleydi, onlar bizim misafirlerimiz ve bizler de misafirperveriz. Bu misafirperverlik başımıza daha ne çoraplar örecek, bilinmez! ) vatandaşlık alarak Türkiye’de kalmaları yönünde oldu. Halkın tepkileri sonucunda, hepsi değil kalifiyeli olanlar denildi. Bu açıklama üzerine gelen tepkiler, “Halk olarak, kalifiyeli Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milletvekili istiyoruz “ yönünde olsaydı, nasıl bir cevap olmuş olurdu?

Konudan çok uzaklaşmadan, yukarıda belirtilen misafirlerimiz vurgusuna değinmek gerekir. Türkiye, Suriye’den gelen vatandaşları misafir değil de mülteci, sığınmacı sıfatlarıyla kabul etmiş olsaydı, uluslar arası kanunlarına göre başka ülkelere gönderme hakkına sahip olmazdı. Bazı kesimlerin kelime oyunu yaparak “ Suriyeli mültecilere vatandaşlık “ sözleri, mecburi dayatma algısı oluşması istenmekte. Avrupa ülkelerinin de “ Bize göndermeyin, neyse parası veririz. “ diye yaptıkları pazarlık misafirlerimizin, mülteci olarak Türkiye’de kalmaları içindi. Kılıflar, vatandaşlık için hazırlandı. Gerçi bu ülkede minare için kılıfa gerek yoktu. Nasılsa minare de çalınsa “ Zaten orada minare yoktu “ diyecek robot kitle var. Neden robot kitle ifadesine birazdan döneceğiz!

Konumuza geri dönersek, ilk açıklamayı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belirttiği husus neydi, Suriyelilerin kalifiyeli olanlarına vatandaşlık verilmesi idi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, çevresine bakarak böyle bir istekte bulunmuş olabilir mi? Halka bakıldığında, kalifiyeli insan yeteri seviyede hatta yeterinden fazla olduğu için de işsizlik sorunu görülmekte. Atama bekleyen öğretmenlerin, yaşadıkları stresten intihara kalkıştıkları görüldü. Mühendislerin tezgâhtarlık, İktisadi bilimler fakültesi mezunlarının garsonluk, spor akademisi mezunlarının ise özel güvenlikçi olduklarına rastlanmakta. Bu sayılan meslek gruplarındaki kişiler kadar kalifiyeli olmayanların ise danışman oldukları bilinmekte. Gerçi bütün insanlar kalifiyeli değil midir? İnsan ise kalifiyeli, değilse zaten ne kadar yüklersen yükle, etkisiz eleman! Sıfır… Seversiniz!

Büyük pencereye bakarsak, kalifiyeli açıklaması bir itiraf idi. Birçok kişinin gözünden kaçan bu itiraf ise onca yıldır ülkeyi yönetenlerin, kalifiyeli insan yetiştiremedikleri. Daha da açıklayıcı olursak, eğitim sisteminin kötü olduğu itirafı geldi. Biz bu işten anlamıyoruz ama robot kitle anladığımızı sanıyor itirafı geldi. Halka bakıyoruz, bunlardan iş çıkmaz, en iyisi başka ülke vatandaşlarını alalım ve onlara iş verelim itirafı geldi. Hatırlarsanız bir arada ithal doktor akımı vardı. Düşünsenize ülkenin bütün imkânlarını eline aldığında, 10 yaşında olan çocuk şimdi genç bir doktor ve sen ona verdiğin eğitime güvenmiyorsun, o gence zaten inanmıyorsun ki başka ülkeden doktor getirmek istiyorsun! Hatta ülkesinden kaçarak sana misafir olanlara, aranızda doktor varsa vatandaşlık vereyim diyorsun! Boş ver, nasılsa bunu da mantıklı bulup alkışlayacak robot kitle mevcut. Robot kitle açıklamasına az kaldı, bekleyin...

Biraz da, Suriyelilere vatandaşlık verilmesi gerektiğini ve bunun altında yatan gerçek şu diye haber yapan Milat gazetesine göz atalım. Milat gazetesinin internet sayfasında rastlanılan haber şu şekilde; Erdoğan’ın Suriyelilere vatandaşlık vermesinin altında yatan neden, ilerde Halep bölgesi, Türkmen bölgesi ve belki de Şam’ın bir kısmını Türkiye’ye katmaktır. Yani Halep ve Türkmen bölgesi tamam da belki, yani olursa da Şam! Ve haberde deniyor ki Ülkemizde Yahudi, Ermeni ve ABD vatandaşları Türkiye vatandaşı olarak yaşayabiliyor, neden Suriyeli olmasın! Bu yazılanlara inanan robot kitle var. Robot olmayan kitle yazıyı okurken şunu sorar, “ Ülkemizde yaşayan Yahudi, Ermeni ve ABD vatandaşlarına, vatandaşlık verirken onların ülkesinden toprak mı aldık? Ya da Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, Türkiyeli göçmenlere vatandaşlık verirken aynı zamanda toprakta mı aldı? Nasıl böyle bir komik denklem, sanki senaryoymuş ya da planmış gibi sunulabilir?

Yandaş yazarın biri makalesinde “ Ülkedeki tek iktidar Recep Tayyip Erdoğan’dır. “ ifadesini kullanmıştı. Bu ifadeye katılara sormak gerekir, “ İktidar Erdoğan ise Cumhurbaşkanı kim? “ Hani ikisinin de aynı kişi olmaması gerekir ya sisteme göre! Yoksa sistem karşıtı mısınız? Sistemi yürüten kişiyi örnek gösterip aynı zamanda ona karşı olmak, ilginç… Neyse o kesime göre iktidar olan ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriyelilere vatandaşlık verirken toprak almayı düşündüğü konusuna gelelim. Ülke siyasetinin ne derece kötü olduğunu, İsrail ve Rusya’ya karşı yapılan siyasi değişimleri ve kararları incelersek göreceğiz! Bu kötü siyaset ile bir karış toprak alacağım diye otuz beş karış toprak verilmiş olabilir mi? Yoksa amaçlanan da bu mu? İsrail’e, onlar için kutsal sayılan Mezopotamya topraklarını vermek mi?

Ülke komple satılsa alkışlayacak olan robot kitleyi tanıyalım. İnsan, düşünce, duygu ve akıl sahiplenirden oluşur. Robot, sorgusuz, duygusuz ve düşüncesizce sahibinin her sözünü yerine getirir. İnsan, ölen madenci yurttaşlarının yasını tutar. Robot, fırsatını bulsa ülkeyi yakacak olan başka ülkeni Kral’ın yasını neden tuttuğunu sorgulamaz. İnsan, çocuklara yapılan tecavüzler için “ Bir kereden bir şey olmaz “ ve masum insanların ölümlerini kast ederek “ Her olayda da istifa diyorlar “ sözlerinde insani duygu arayarak yargılar. Robot ise insani duygu arayanları vatan haini ilan eder. Örnekler ve açıklamalar sürer gider. Kısacası kişi kitlesini kendi belirler. Ya insansındır ya da robot!
Gaziantep’te bomba yaparken ölen Suriye asıllı IŞİD militanları ölmeseydi, ülke için tam da aranan kalifiyeli elaman olacak mıydı? Türkiye’de kaç kişi bomba yapmasını biliyor? Gerçi bilenler de ülkeyi patlatmaya çalışıyor ya neyse, belki de arzulananda budur? Yoksa nereye lazım bu kalifiyeliler?

 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.