Cumhurbaşkanı Erdoğan: Çözüm sürecini provoke edenlere farklı muamele yapılabilirdi, ama yapmdık

Hasan KIRMIZITAŞ- Metin Faruk TAMER- Mehmet SEZGİN/GAZİANTEP, () - CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan çözüm sürecinin, provokasyon ve verilen sözlerinin tutulmamasına rağmen, büyük sabır ve çabalarla son aşamaya gelindiğini belirtirken,...

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Çözüm sürecini provoke edenlere farklı muamele yapılabilirdi, ama yapmdık

Hasan KIRMIZITAŞ- Metin Faruk TAMER- Mehmet SEZGİN/GAZİANTEP, () - CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan çözüm sürecinin, provokasyon ve verilen sözlerinin tutulmamasına rağmen, büyük sabır ve çabalarla son aşamaya gelindiğini belirtirken,...

07 Mart 2015 Cumartesi 17:07
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Çözüm sürecini provoke edenlere farklı muamele yapılabilirdi, ama yapmdık

Hasan KIRMIZITAŞ- Metin Faruk TAMER- Mehmet SEZGİN/GAZİANTEP, () - CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan çözüm sürecinin, provokasyon ve verilen sözlerinin tutulmamasına rağmen, büyük sabır ve çabalarla son aşamaya gelindiğini belirtirken, "Biz yeri geldi kan kustuk, zehir içtik, kızılcık şerbeti içtik, yola böyle devam ettik. Boğazımıza düğümlenenleri yuttuk, neden milletimizin kadim meselesinin çözümü vardı" dedi.
Süreci provoke edenlere farklı muamele yapabileceklerini, milletin geleceği açısından bunu yapmadıklarını belirten Erdoğan, "Sabırla bugüne kadar yürüttük. Söz verdiler tutmadılar, söz verdiler tersini yaptılar, söz verdiler hiç böyle bir şey yokmuş gibi davrandılar, provoke ettiler. 6-7 Ekim'de vatandaşı sokağa döktüler. Vatandaşımızın dükkanlarını, araçlarını yaktılar, kamunun araçlarını yaktılar, belediyenin araçlarıyla kanallar açtılar, sabote ettiler, tahrik ettiler. İnanın bütün bunlara hep sabrettik. Niye sabrettik, ülkemiz bu bunalımı yaşamasın, bunu da atlatacağız dedik. İnanın bunlara farklı muamelede yapılabilirdi ama yapmadık. Çünkü derdimiz bu ülkede huzuru refahı getirmek, bunu tahkim etmekti, bunu başarabilmekti" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, toplu açılış ve temel atma törenine katılmak üzere öğle saatlerinde yanında eşi Emine Erdoğan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ile birlikte Gaziantep'e geldi. Havalimanında Gaziantep Valisi Ali Yerlikaya, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve milletvekilleri tarafından karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yoğun güvenlik önlemleri arasında törenin yapılacağı Demokrasi Meydanı'na geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, alanı dolduran binlerce kişiye hitap etti.
"GAZİANTEP'İ HER YERDE ÖRNEK GÖSTERİYORUM"
Gaziantep'in kahramanlık destanını överek anlatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Gaziantep yiğitliğini, mertliğini gösterdi. Gaziantep yine kalbini kollarını sonuna kadar açtı. Allah sizlerden razı olsun. Ülkelerini terk edip burada misafir olarak yaşayan kardeşlerim sizleri ayrıca selamlıyorum. Gaziantep dün düşmana karşı verdiği kahramanca mücadeleyle Gazi unvanını almıştı. İlçelerine adını verdiği Şahinbey'i ile Şehitkamil'i ile efsanesi hala kulaktan kulağa anlatılan Karayılan'ıyla Antep gazilik unvanının hakkını ziyadesiyle vermiş olan bir şehrimizdir. Bugün de Antep dar ve zor zamanlarda kardeşlerine sahip çıkarak ensar ünvanını alıyor. Dün 'vurun Antepliler namus günüdür' diyerek gönüllerde taht kurmuştunuz, bugün de kardeşlerinize muhacirlerinize sahip çıkarak yine gönüllerde taht kuruyorsunuz. O bakımdan bu şehir farklı bir şehir, ne mutlu size. Tarihiyle, kültürüyle, sanayisiyle, ticaretiyle, sofrasıyla hepsinden önemlisi insanıyla Türkiye ve bölgenin parlayan yıldızı Gaziantep'i her yerde örnek gösteriyorum. Çünkü siz şartlar ne olursa olsun ne özgürlüğünüzden, ne emeğinizden, ne ekmeğinizden vazgeçmeyeceğinizi ispat ettiniz. 95 yıl önce kapınıza dayanan düşmana karşı mertçe duruşunuzla bunu ispat ettiniz. Ardından kapınıza dayanan yoksulluğa karşı alnınızın teriyle, becerinizle, çalışkanlığınızla durarak bu duruşunuzu ortaya koydunuz. Daha sonra çevreniz terör ateşiyle yanarken uhuviyetinizi, birliğinizi, beraberliğinizi muhafaza ederek bunu ortaya koydunuz. Yanı başınızdaki kardeşlerinizle kucaklaşma imkanı bulduğumuzda onların yanında olduğunuzu göstererek ortaya koydunuz.
"UTANMADAN ESED'İ ZİYARET EDİYORLAR"
Türkiye'den bazı siyasiler sıkılmadan, utanmadan 300 bine yakın insanı katleden katil Esed'i gidip ziyaret edebiliyorsa ülkemizde hala nelerin olduğunu iyi düşünmemiz lazım. Kimlerin olduğunu iyi düşünmemiz lazım. Unutmayın zulme rıza, zulümdür ve zulmün yanında yer alanlar zalimin yanında yer alanlar onlar da zalimdir. Biz mazlumların, mağdurların yanında yer aldık, almaya devam edeceğiz. Çünkü bizim ecdadımız tarih boyunca hep zalimlerin karşısında durdu, mazlumların yanında yer aldı ve o ecdadın torunları olarak bizler de aynen mazlumların yanında durmaya devam edeceğiz. Bir gün şartlar değişecek o kardeşleriniz size sığındığında bağrınıza basarak ensar görevini yerine getirdiyseniz şartlar değiştiğinde onlar Suriye'den size farklı seslenecekler; 'Bizim Türk kardeşlerimiz bizi yalnız koymadılar, onlar bizi yalnız bırakmadılar, onlar bizimle beraber oldular, onlar kapılarını bize açtılar, onlar çorbasını bizimle paylaştılar' diyecekler. Seninle iftihar ediyorum Gaziantep" dedi.
"ESMALARI SELAMLIYORUM"
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sırada Rabia işareti yaptı, "Ben de Esmaları selamlıyorum, Esmaların yanında duranları selamlıyorum. Çünkü onlarda mazlumdu, onlarda ne yazık ki zalimlerin attıkları bombalarla, toplardan çıkan mermilerle şehit oldular. Gönlünüzde ne muradınız varsa rabbim hepsine kavuşmayı nasip etsin" diye konuştu.
"YAN GELİP YATAN CUMHURBAŞKANI OLMAYACAĞIZ"
Geçen yıl kentte yaptığı mitingleri hatırlatan ve kendisine verilen destekten ötürü teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeniden düzenlediği mitinglerin muhalefet tarafından eleştirilmesine tepki göstererek şöyle konuştu:
"10 ağustos seçimlerinde yüzde 60'ın üzerinde oy oranı ile bu kardeşinize sahip çıktınız. Cumhurbaşkanlığı makamına layık gördünüz. Sizlere teşekkür ediyorum, her birinize şükranlarımı sunuyorum. İşte şimdi yine birlikteyiz, yine sevginizi, muhabbetinizi, samimiyetinizi gösterdiniz. Allah sizlerden razı olsun. Sizin bu sevginiz bu ilginiz, desteğiniz olduğu müddetçe bizi millete, memlekete hizmet yolundan kimse alıkoyamaz. Kimse bizi bu yoldan çeviremez. Şimdi muhalefet partileri çıkmış 'Cumhurbaşkanının meydanlarda ne işi var?' diyorlar. Bunlar herhalde Çankaya'da oturup imza atan Cumhurbaşkanlarına alışmışlar, öyle devam etsin istiyorlar. Kusura bakmasınlar Sayın Gül'ü tenzih ederim ama ne dedik biz; 'biz yan gelip yatan, oturup seyreden bir cumhurbaşkanı olmayacağız. Farklı bir Cumhurbaşkanı olacağız' dedik. Çünkü bizi bu makama millet bizzat kendisi gönderdi. Çalış diye gönderdi, koş diye gönderdi, gayret et diye gönderdi. Dünya kazan biz kepçe olacağız dedik ve böyle yürüyoruz. İşte onun için bir gün Afrika, bir gün Latin Amerika, bir gün Suudi Arabistan dönüp duruyoruz, bir gün Avrupa dönüp duruyoruz. Durmak yok yola devam diyoruz, durmayacağız."
"MUHALEFET ALKIŞLARSA SIKINTI VAR DEMEKTİR"
Muhalefet partilerinin konuşmasından rahatsız olduğunu ve bu durumu doğru yolda olduklarının işareti olarak gördüğünü ifade eden Erdoğan şöyle devam etti:
"Beyler konuşmamızdan rahatsız oluyorlar. Eğer bu muhalefet benim sözlerimden rahatsız oluyorsa doğru yoldayız demektir. Onlar alkışladığı gün ben kendimi çek etmem lazım, bir sıkıntı var demektir. Böyle bir anlayış olur mu ya; davet edersin davete gelmezler, milletin makamına gelmezler, milletin evine gelmezler. Milletin evini kaçak saray diye de tanımlamaya kalkarlar. Onlar öyle tanımlaya dursun biz şu anda Cumhurbaşkanlığı sarayını milletin evi olarak tanımladık. İnşallah şöyle bir iki sene sonra artık orası Cumhurbaşkanlığı sarayı değil cumhurbaşkanlığı külliyesi olarak hizmet verecek. Çünkü artık orada Cumhurbaşkanlığı makamı onun yanında kongre merkezi, büyük camisi, çok amaçlı toplantı salonu, salonları sergi salonlarıyla beraber Türkiye'nin en büyük kütüphanesini kuruyoruz. 5 milyon cilt kitap alacak kütüphane olacak ve 24 saat halkımıza buralar açık olacak. Niye buralar milletin evi ve cumhurbaşkanlığı külliyesi. Bizi siz zaten bununla görevlendirdiniz. Ne zaman önümüz kesilmek istendiyse yanımızda siz vardınız. Ne zaman bize haksızlık yapıldıysa yanımızda siz vardınız. Bunca badireye, bunca tezgaha, bunca oyuna rağmen hamdolsun bu yolculuk devam etti. Bugün burada dimdik ayaktaysak sizlerin sayesindedir, milletimizin sayesindedir."
"TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR DÖNEMDEN GEÇİYOR"
Komşu olan ülkelerin ateş çemberi içinde olduğunu ve Türkiye'nin önemli bir dönemden geçtiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin bu tabloyu istemediklerini, kardeş ve dostlarının yanında yer almaya devam edeceklerini ifade etti. Komşu ülkeler ateş içerisindeyken, Türkiye'ye konfor içerisinde yaşamanın yakışmayacağını ve el uzatacaklarını anlatan Erdoğan, Avrupa ülkelerinin sığınmacılara kapılarını kapatmasını eleştirdi. Türkiye'nin tarihi ve kültürel geçmişinin yanında inancı gereği kapısına gelenlere kucak açtığını ve komşu ülkelerin insanlarını ayırt etmediğini dile getiren Erdoğan şöyle devam etti:
"Hiçbir kardeşimizi bu ateşin içinde kendi haline terk etmeyiz. Türkiye hem kendini bu ateş çemberinin dışında tutacak, hem de kardeşlerine sahip çıkacak. Zaten Türkiye bu ikisini bir arada yaptığı için büyük ülke. Bizden zengin ve fazla imkanı olan batılı ülkeler savaştan kaçıp güvenli yer arayan mültecileri deniz ortasında ölüme terk ediyor. Biz sınırımıza geleni kimseyi geri göndermedik. Ölümden, sefaletten kaçanlara kapımızı kapatmadık. Koskoca Avrupa'da 200 bin mülteci var, Türkiye'de ise 2 milyon. Farkı görüyor musunuz? Avrupa'nın tamamında 200 bin, bizde on katı, 2 milyon. Hani bunlar çok zengindi? Paraları vardı? Mesele ne biliyor musunuz; insanlık, insanlık. Bunlar için 5,5 milyar dolar yatırım yaptık, daha yeni Suruç'ta büyük kamp açtık. Niçin; bu kardeşlerimiz için. Bunlar Kürt'tür demedik, bunlar Arap'tır demedik, gönlümüzü açtık. Neden; biz yaradılanı yaradandan ötürü seven medeniyetin mensuplarıyız. Kapımızı kapayamayız ve kapamadık. Bunu çok daha paramız olduğu, daha çok imkanımız olduğu için değil vicdanımız, ahlakımız, tarihimiz, kültürümüz, inancımız böyle gerektirdiği için böyle yaptık. Bundan sonra da gelenlere bizler kapımızı yine asla kapatmayacağız. Mesele sayı değildir mesele bu irfana sahip olmaktır, bu idrake sahip olmaktır. Burada sizlerin kucak açtığı misafirlerimiz bu alicenaplığı efsane gibi nesiller boyu anlatacaktır. Ne diyecekler Antepliler bize sahip çıktı, Hatay bağrına bastı, Şanlıurfa kucağını açtı. Bunu söyleyecekler. Kadirşinaslıklarını gösterecekler, bu duygu parayla ölçülmez, bu hissiyatı oluşturmak ancak gönülle kalple yürekle mümkündür. Neşet Ertaş diyor ya; 'Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez, gönülden gönüle gider yar oy yar, yol gizli gizli.' Öyle. O yol görünmez gerçekten de bu gönülden gönüle giden bir yoldur. Bunu parayla pulla maddi imkanla, küçük çıkarlarla basit menfaatlerle ölçme tartmaya kalkan milletin gönlünden ebediyen silineceğini bilmeli."
"BU MİLLET 200 YILDIR BÜYÜK ACILAR YAŞADI"
Milletin sürekli savaş verdiğini ve büyük acılar yaşadığını anlatan Erdoğan, "Bu millet 200 yıldır büyük acılar yaşadı. Sürekli savaş verdi, bir yerden bir yere gitmek zorunda kaldı. Kırım, Kafkasya, Afrika, Ortadoğu'da dedelerimiz hep bu acıları yaşadı. Çanakkale'de o muhterem direniş savaşı verirken Kürt kardeşlerimiz bizle birlikteydi. Çanakkale şehitliğini gezdiğinizde hep onları görürsünüz. Ta Asya'dan gelenleri görürsünüz. Bu mücadeleler kolay olmadı. Yanımızdaki siperde onlar da dedelerimizle birlikte şehit olmuşlar. Diğer yanda kol, bacağı, gözünü, cephede bırakıp millete dönen onlardı. Önünde hücuma kalkan birlikte tevekkülle Kuran okuyan duaya amin diyerek iştirak eden yine onlardı. Son bağımsız devleti kurmak için verdiğimiz Kurtuluş Savaşı'na, son kuzusu, varını yoğunu, yüzüğünü satarak katkıda bulunanlar yine onlardı. Suriye Afganistan, Pakistan'daki kardeşlerimiz, Hindistan'daki kardeşlerimizdi. Bu insanlar asla el değil. Bu insanlar asla öteki değil. Bu insanlar asla yabancı değil. Bu insanlar biziz biz. Biz neysek onlar da o. Aramızdaki sınırların şurada kaç yıllık geçmişi var. Dünya kadar, Halep neyse Antep oydu, Urfa neyse Rakka oydu, Hatay neyse Lazkiye oydu. Öte tarafta Edirne neyse Varda oydu, Tekirdağ neyse, Çanakkale neyse, Selanik oydu. Artvin neyse Batum oydu, Iğdır neyse Nahçıvan oydu. Meseleye bu açıdan bakmayanlar kendi tarihine, kendi medeniyetine, kültürüne yabancılaşmış olanlardır. Biz asla kendimize yabancılaşmadık. Gaziantep kendi tarihine kendi medeniyetine kültürüne sahip çıkma konusunda daime örnek olmuştur. Bugün de örnek olacaktır, ben buna inanıyorum" diye konuştu.
"SÖZ VERDİLER TUTMADILAR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecine de değinirken, süreçte büyük sabır ve çabalarla son aşamaya gelindiğini kaydetti. Erdoğan, çözüm sürecinin provoke edilmeye çalışıldığını, verilen sözlerin tutulmadığını ifade ederek şunları söyledi:
"Çevremizde bu olaylar olurken ülkemizde de çok ciddi meselemizi sıkıntımızı çözme yolunda önemli bir mesafe kat ettik. Önce demokratik açılım diye başladık, ardından ille birlik ve kardeşlik projesi olarak bunu güçlendirdik. Son olarak da, çözüm süreci adıyla nihai aşamasına getirdik. Evet analar ağlamasın diye çıktığımız yolda önemli dönüm noktasına ulaştık. Samimiyetiyle ifade edeyim ki biz sadece milletimiz için, milletimizin kardeşliği, geleceği için bu süreci başlattık. Sabırla bugüne kadar yürüttük. Söz verdiler tutmadılar, söz verdiler tersini yaptılar, söz verdiler hiç böyle bir şey yokmuş gibi davrandılar, provoke ettiler. 6-7 Ekim'de vatandaşı sokağa döktüler. Vatandaşımızın dükkanlarını, araçlarını yaktılar, kamunun araçlarını yaktılar, belediyenin araçlarıyla kanallar açtılar, sabote ettiler, tahrik ettiler. İnanın bütün bunlara hep sabrettik. Niye sabrettik, ülkemiz bu bunalımı yaşamasın, bunu da atlatacağız dedik.
"FARKLI MUAMELEDE YAPILABİLİRDİ AMA YAPMADIK "
Erdoğan, süreci provoke edenlere farklı şekilde de davranabileceklerini ancak milletin kadim meselesi olduğu için sabırla beklediklerini ve süreci yürütmeye devam ettiklerini anlatarak, şöyle devam etti:
"İnanın bunlara farklı muamelede yapılabilirdi ama yapmadık. Çünkü derdimiz bu ülkede huzuru refahı getirmek, bunu tahkim etmekti, bunu başarabilmekti. Biz yeri geldi kan kustuk, zehir içtik, kızılcık şerbeti içtik, yola böyle devam ettik. Boğazımıza düğümlenenleri yuttuk, neden milletimizin kadim meselesinin çözümü vardı. Kanın, acının gözyaşının sel olup aktığı, sorunun demokrasi içinde, hak özgürlük ekseninde çözme fırsatı yakaladık. Bölgede kuzeyden güneye, batıdan doğuya her insan bize inandı, bize güvendi, destekledi. Süreç bugüne kadar sağ salim geldiyse bunda en büyük pay, tahriklere rağmen sağduyusunu, izanını, irfanını kaybetmeyen milletimize aittir. Şimdi sürecin yeni aşamasına geldik. Gaziantep bu noktada dik durdu, oyunlara gelmedi. Tam aksine Gaziantep oyun bozdu oyun. Biz yine sabrediyoruz, takip ediyoruz, bekliyoruz. Bugüne kadar onlara rağmen bu süreç ilerlediyse, şimdi de onlara rağmen bu sürecin nihai hedefine ulaşabileceğine inanıyoruz. Onlara kalsa Türkiye bugün, kan ve gözyaşının hakim olduğu bir yere dönüşecekti. Millet buna izin vermedi. En başta bölge halkı izin vermedi. Millet bölge halkı meseleye sahip çıkacak ve gereğinin yapılmasını sağlayacaktır. Bunun için annelere büyük görev düşüyor. Anneler üzerinizde görev var, babalara görev düşüyor. Bunun için kardeşlere ağabeylere ve ablalara büyük görev düşüyor. Çünkü bugüne kadar canı yanan onlar oldu öyle mi? İstiyoruz ki bundan sonra can yanmasın, gençlerimize çocuklarımıza büyük görevler düşüyor. Çünkü gelecek hayalleri hedefleri var. Bunun için huzur, güven, istikrar refaha ihtiyaç var. Çözüm süreci bunların hepsinin güvencesini sağlayacak bir imkandır. Gaziantep çözüm sürecinin bir modelidir. Çözüm süreci derken istediğimiz bölgedeki insanımızın tüm çeşitliliği farklılığıyla Gaziantep'te olduğu gibi yan yana barış içinde, huzur içinde, sevgi saygı içinde yaşamasını sağlamaktır. Gaziantep böyle bir iklimde dünya çapında marka şehir olabileceğini ifade etti. Sonunda ne olacak diyen varsa gelsin Gaziantep'e baksın, ne olacağını görsünler. Gaziantep'te huzur var mı, Gaziantep'te dayanışma var mı? Hamdolsun modern bir şehir bilinci var mı?
"KİMSENİN KİMSEYE VERDİĞİ BİRŞEY YOK"
Ülkemizi çok sevdiğimiz için bu süreçte ısrarlıyız. Yoksa öteki türlüsü çok kolay ama çözüm olmadığını 40 bin can vererek yüz milyarlarca lirayı dağlara gömerek verdik. Kimsenin kimseye bir şey verdiği yok. Biz 78 milyon insanın her birine hangi hakkı imkanı veriyorsak, bölge insanına da yılların ihmal yanlışını telafi için aynı şeyleri veriyoruz. Ne eksik ne fazla."
"BU BEDEN BU GÖMLEĞE SIĞMIYOR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, başkanlık sisteminin de gerekliliğine dikkat çekerek şunları söyledi:
"Gaziantep sağlam durursa bu meselenin çözümü 2 kat kolaylaşır. Aksi kıpırdanma olursa o zaman işimiz 2 kat zorlaşır. Farklılık içinde birlik olabilme vasfınızı güçlendirerek devam ettireceğinize inanıyorum. Bir kadim medeniyetin mensupları olarak, kadim tarihe mensup millet olarak, devletimiz kadim bir devlet, yüzlerce binlerce yıllık geçmişe birikime sahibiz. Türkiye Cumhuriyeti, bizim ilk değil, son devletimiz. Bu devleti zor şartlarda kurduk sonra darbeler muhtıralar darbe teşebbüsleriyle zorlu yolculuk oldu. Devletin yönetim biçimi güç dengelerine göre biçimlendi. Dünya değişiyor, Türkiye de onunla değişiyor. Ülkeyi ileri götürmektir görevimiz. Yeni Türkiye'yi arzuluyor muyuz, güçlü yeni Türkiye'yi hedefliyor muyuz? Artık şu andaki mevcut yönetim şekli bize uymuyor. Artık bu gömlek bize dar geliyor. Bu beden bu gömleğe sığmıyor. Türkiye'nin her alanda hızlanmaya ihtiyacı var. Hızlı karar alacak uygulayacak netice alacaksınız şartlar bunu gerektiriyor. Mevcut sistem buna imkan vermiyor. Öyleyse ne yapmak lazım; ihtiyacımıza uygun yeni bir yönetim sistemini tartışmamız lazım. Ben diyorum ki Türkiye'nin ihtiyacını karşılayacak sistem başkanlık sistemidir. Bunu Anayasa hazırlıklarında biz o komisyona sunmuştuk ama ne yaptı. Karşı durdular. Biliyorlar ki Başkanlık sistemiyle bu ülkede ancak o zamanki iktidar şu anki iktidar yola devam eder. Bu sistem hem bizim yönetim geleneğimize uygun, hem şartlara uygun. Ben belediye başkanlığından başlayarak başbakanlığım döneminde şunu yaşadım. Davul sizin boynunuzda, sorumluluk sizde ama tokmak başkasının elinde. Böyle bir şey olur mu? 1960 Anayasa'sıyla böyle bir sistem kurulmuş, 1980 Anayasa'sıyla iyice yerleşmiş. Ne kadar tadilat değişiklik yaparsanız yapın ruhundaki çarpıklığı düzeltemiyorsunuz, yamalı bohça bir yere varamıyorsunuz. Değişiklikler yaptık, kurumların yapısını değiştik ama nafile olmuyor. Başkanlık sistemi yeni Anayasa demek, yeni anayasa bizim milletimize eskiden beri sözümüz taahhüdümüz ama meclisteki şartlar bunun gerçekleşmesine izin vermedi. 2011 seçimlerinden sonran komisyon kurduk yanaşmadılar. Dedik ki bu Anayasa'yı meclis yapsın dedik, fedakarlık ettik. Mecliste bizim milletvekili oranı yüzde 60 olsa da, yüzde 25 ile komisyonda temsil edildik. Derdimiz üzüm yemekti, bağcıyla işimiz yoktu ama karşı durdular. Yani 320 milletvekili olan o zaman bizim partimiz 3 kişiyle temsil ediliyor, 30 milletvekili olan o da 3 kişiyle temsil ediliyor. Bu fedakarlıkları yaptık ama dert etmedik. Türkiye'yi yeni Anayasa'sına kavuşması için çalıştık ama netice almadık. Çünkü diğerlerinin öyle bir derdi yok. Komisyon samimi çalışmayınca netice çıkmadı. Şimdi ne diyoruz; 7 Haziran'da bir seçim var mı? Bu seçimde Türkiye'yi, yeni Türkiye hedeflerini, yeni Anayasası'na Başkanlık sistemine, çözüm sürecini güçlendirerek kavuşturmak için hazır mıyız? Kardeşlerim 400 milletvekili verin ve bu iş huzur içinde çözülsün. Buna hazır mısınız? Öyleyse ciddi manada çalışmanız lazım. Bu konuda yapılmış epey çalışma var."
"MUHALEFET YASALARIN ÇIKMAMASI İÇİN VAR"
İç Güvenlik Paketi'nin görüşüldüğü TBMM Genel Kurulu'ndaki gerginliklere de değinerek muhalefeti eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Seçim süreci tartışmalarıyla mesele netleşecek buna inanıyor, yeni meclis kolları sıvayıp meseleyi gündemine alacak İç Güvenlik Paketi'nde mecliste neler olduğunu görün. 312 milletvekili iktidar partisine muhalefet elinden geleni yapıyor. Kavga gürültü önü kesiliyor. Meclis Başkanvekili hanıma nasıl saldırdıklarını görüyorsunuz. Muhalefet yasa çıkarmak için yok, yasaların çıkmaması için var. Ben yeni Anayasa deyince, Başkanlık sistemi deyince birileri sanıyor ki bunlar benim tapulu malım olacak. Ben bunları alıp mezara götüreceğim yok ya bunların hepsi milletin olacak. Mesele bu, bunu yapmaya çalışıyoruz. Fani insanlarız bu gök kubbede hoş sada bırakabilirsek ne mutlu bize. Hak tecelli edecek biz de rahmete kavuşacağız. Kefenin cebi olmadığı için Başkanlık sistemini öteki tarafa götürecek halimiz yok. Ülkemiz milletimiz için bunu istiyoruz. Yeni Türkiye derken 2023 hedeflerini şu an hayal ediyorum. Yeni Anayasa, Başkanlık sistemi derken büyük Türkiye'yi 2053'ü, 2071'i hayal ediyorum. Biz o günleri görmeyeceğiz ama torunlarımız o günleri yaşasın diye düşünüyor, hayal ediyorum. Bu konuda geç bile kalındı. Bugüne kadar Türkeş'ten, Erbakan hocamıza altını çiziyoruz; Türkeş Başkanlık sistemi dedi, şimdi onun içinden gittiğini söyleyenler karşısına dikiliyor. Özal'dan Demirel'e pek çok lider bu arzuyu dile getirmiştir. 2002'den bu yana yapılan seçim referandum milletimizin bu arzusunun örneğidir.
Bu meseleyi bugüne kadar geciktirenler ülke millete karşı vebal içindedir. Demokrasi meydanından Türkiye'ye sesleniyorum, gelin Türkiye'nin bu büyük dönüşümüne destek verin. Türkiye'nin yeni Anayasası'na, Başkanlık sistemine kavuşmasına vesile olun diyorum. Bunu sağlayacak meclisi oluşturun ve tarihi görevinizi yerine getirmiş olun. 12 yıldır Türkiye'nin vesayet zincirlerini kırmasını sağlayan bu millet yeni Türkiye hedefiyle yeni Anayasa ve Başkanlık sistemiyle tüm bunları taçlandıracaktır. Oylarıyla ilk Cumhurbaşkanını seçen bu millet, ilk başkanını da uzak olmayan bir gelecekte seçme iradesini gösterecektir Gaziantep başkanını seçmek istiyor mu? Maşallah 81 vilayette aynı coşkunun sesin yükseleceğine inanıyorum."
KADINA ŞİDDET İNSANLIĞA İHANETTİR
Konuşmasının son bölümünde yarın ki Dünya Kadınlar Günü'ne dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Yarın Kadınlar Günü. Yarın kadına şiddete karşı koymanın önemli bir sıçrama günü. İnşallah bu mücadeleyi de birlikte sürdüreceğiz. Kadına şiddet insanlığa ihanettir. Bu mücadeleyi hep birlikte tarih boyunca kadınlar verdi, şimdi birlikte veriyoruz, vereceğiz. Veda hutbesinde Allah'ın emaneti olarak sevgili peygamber tarafından ifade ediliyor; bu emanete ihanet yok. Kadın makamların en yükseğinde nedir o anne. Bak erkek, baba makamların en yükseğinde değil, cennet annenin ayakları altında, babanın değil. Anneciğimin ayaklarının altını öperdim, o ayağını çekerdi. Çektiğinde anacığım cennetin kokusunu bana çok mu görüyorsun derdim, ağlardı. Onun için kim ne derse desin, inşallah el ele, omuz omuza aydınlık yarınlara da beraber yürüyeceğiz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan yaklaşık 1 saat süren konuşmasının ardından 4 milyar 213 milyon lira proje bedelli 42 eserin temel atma ve toplu açılışını gerçekleştirdi.

FOTOĞRAFLI

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.