14. şampiyonluğunu elde eden Beşiktaş ‘ın  bu başarısı lig tarihinin en değerli şampiyonluğu oldu.
“Neden en değerli ?” sorusunun cevabı lig boyunca karşılaştığı sıra dışı zorlukları ortaya koyduğumuz zaman kendi kendine ortaya çıkıyor. İşte bu değeri yaratan unsurlar :   “kendi sahasında oynayamaması” , 2 yıldır  oynadığı çift ön liberolu sistemin demirbaşları olan  “Veli ve Tolgay’ın nerede ise futbolu bırakmaya giden sakatlıkları”  yine 2 yıldır en sıkıntılı yeri olan  stoper mevkine bulduğu “Rudolfo’nun (yine futbolu bırakmaya itecek) sezonu kapatan  sakatlığı” , “Kalan tek stoperi devre arası Çin’e satması” , “Takımın 7-8 oyuncusunun bu yıl ilk defa bir araya gelmesi” , “ligin final parkuru olan son maçlarında hep çıkışta (yani formda) olan yada hedefi gereği maça asılmak zorunda olan takımlar ile oynaması” ,”her yönü ile lig tarihinin en çekişmeli sezonu olması”..Aslında buna benzer birkaç faktör daha bulmak mümkün.
 
Tüm bunlara rağmen şampiyonluğun 2 ana faktörü var. Bunları “takım birlikteliği”, “arkadaşlık” , “inanmışlık” vb. klasik “Türk söylemi”  ile açıklamak Fransa 2016 öncesi hiç anlamlı olmaz.
Çünkü bunlar başarı için yeter şart değil , gerek şartlardır.
Yeter şartlar ise işte şu 2 faktördür.
 
1.Kurumsal yönetim şekli : Yönetim kurulunun 4 yıl önce oluşturduğu Stratejik plan çerçevesinde kurumsal ilkeler ile donatılmış yönetim modeli. Bugün İşletme Fakültelerinde başarı senaryosu olarak anlatılacak bir model bu. “Çok yönlü gelir getirecek yatırım(stadyum)”, “Bu yatırıma bağlı olan /olmayan alternatif gelir modelleri (kombine , sponsorluk , lisanslı ürün vb.)” “Bu gelirler ile oluşan sportif başarıyı fiyatlandırarak oyuncu satışı”. Bunlar  Stratejik planın taktikleridir yani piramidin ortasıdır.
Bu model bir sistem kurmayı hedefliyor. Yani yarın öbür gün  kişiler gitse de yerine geleceklerin sistemi bozmadan yapacakları  1-2 ilave ile başarının kendi kendine büyüyerek devam edecektir.
 
2.Dönemin futbolu olan “Savunma futboluna” meydan okuyan hücum futbolu : Avrupa’da savunma zaafiyeti olan 2 dev , Barcelona ve Bayern Münih bu açıklarını 2 ve 3üncü bölgedeki çoklu pas ve ileriye dönük oyun ile kapattılar. Belki Şampiyonlar liginde devam edemediler ama Avrupa’nın en zor üç liginden ikisinde şampiyon oldular.
Beşiktaş , ilk bölümde belirtilen “insiyatifi dışında gelişen savunma sorunlarına” rağmen ısrarla oynadığı ve geliştirdiği “pasa dayalı ve dikine oyun ile”  en iyi savunma hücum anlayışını ligin tüm haftasına yaydı. Değil kazandığı kaybettiği Akhisar ve FB maçlarında bile rakipten daha fazla pozisyona girmesi bunu doğruluyor. Ancak Şenol Güneş , Karadenizli inadına kapılmadı ve  “adaletli yönetim ilkesini” tek kelime ile mükemmel uygulayarak  final parkurunda Tosiç ve Necip gibi dirençli  oyuncular ile  maçın belli bölümlerinde savunma futbolunu da uygulayarak maç başına verdiği pozisyon sayısını da en aza indirdi.
 
“Bu oyun şekli şampiyonlar liginde başarı getirir mi?”  sorusunun cevabı “Savunmanın Avrupa deneyimi olan, daha çabuk,dirençli oyuncular ile takviye edilmesi“ ve “yine Avrupa deneyimi olan daha iyi bir kaleci olması” şartları ile“ EVET.
 
Beşiktaş’ı  sadece şampiyon olduğu için deği dönemin savunma futboluna meydan okurcasına 1 yıl içinde  geliştirdiği ve bununla şampiyon olduğu için çok yönlü tebrik etmek gerekiyor.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.