Osman Batur (Kazakça: وسپان باتىر; Оспан батыр; 1899 - 29 Nisan 1951),

Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele etmiş olan Kazak direnişçi lider.

20. yüzyılın ilk yarısında Çinlilere karşı bağımsızlık mücadelesi vermiş ve

1951 yılında Çinliler tarafından idam edilerek şehit edilmiştir.

Doğu Türkistan Kazaklarından Osman Batur, 1940-1950 yılları arasında Türklere baskı ve zulüm uygulayan Çinli Genel Valilere karşı, ülkenin kuzeyinde direniş hareketini örgütleyen ve başlatan bir halk kahramanıdır. 


Ülkenin kuzeyinde Altay, Tarbagatay, Manas ve civarında yaşayan Kazak Türklerini Çinlilere karşı silahlı direniş göstererek örgütleyen Osman Batur, 1940 yılından itibaren Kazak halkının hak ve hukuklarını savunarak kısa bir süre içinde bölgedeki “Kazakların lideri” olmuştur.

Doğu Türkistan’ın kuzeyinde tarım ve mer’a alanlarının Çinli Genel Vali tarafından zorla istimlak edilerek, Çin’in iç kesimlerinden getirilen (Bingtuen adı verilen) Çinli çiftçi asker ailelerine vermek istenmesi girişimine tepki gösteren Osman Batur, birkaç yiğit arkadaşları ile birlikte direniş hareketini başlatmıştır.


Direniş hareketlerinin ileriki safhalarında; halkın çıkarlarını korumakta ve yapılan taciz ve saldırılara karşı savunma da zorlanan Osman Batur; dağınık bir şekilde bozkırda yaşayan Kazak boylarını bir araya toplayarak göçebelikten yerleşik hayata geçirmeyi hedefliyordu. Çünkü edinilen tecrübeler, yerleşik ve sabit olmayan halkı savunmanın zor olduğunu ortaya koyuyordu. Halbuki, taciz ve saldırılara karşı bozkırda, yaylalardaki otağlarda dağınık şekilde ikamet eden halkı kontrol altında tutmak gerekiyordu. Ne var ki bu kolay bir şey değildi. İnsanları alıştıkları mekanlardan başka yerlerde yaşamaya zorlamak kolay iş değildi. 

Osman Batur’un 1940’lı yıllarda başlayan arayışları 10 yıl boyunca devam etti. Bu süreç içinde bağımsız ve özgür yaşamanın ne kadar hoş bir duygu olduğunu görmekle birlikte, bu hedefe ulaşmanın ne kadar zorlu olduğunu da ilerleyen yıllarda görmüştü. Çünkü eğitimli askeri yoktu, silahı, tankı ve doğru dürüst cephanesi yoktu. O’nun savaşlarını inceleyen “Göç” kitabını kaleme alan İngiliz Godfrey Lias’ın dediği gibi, Osman Batur eğer uçak ve tankın yoğun şekilde kullanıldığı dönemde yaşamış olsaydı, yalnız Doğu Türkistan Türklerinin değil, bugünkü Türk Cumhuriyetlerini içine alan Batı Türkistan’ın da kaderini değiştirebilir, belki Türkistan Türklerini tek bayrak altında toplayabilirdi. Nitekim O’nun yakınlarında bulunan kişilerin sohbetlerinden anlaşıldığı ve Hızırbek Gayretullah’ın aktardığı üzere Osman Batur’un gayesi, “…Çingiz çağında olduğu gibi Altaylar’dan başlayarak bütün Türk yurdunun Çin ve Rus’tan temizlenmesi idi…”

***

İslam Bay’ın oğlu Osman 1889’da, Altaylar’da bir Kazak Obası’nda göçebe bir ailenin evladı olarak dünyaya gözlerini açtı.10 yaşına geldiğinde diğer Kazak gençleri gibi iyi bıçak kullanıyor, iyi ok atıyor, iyi güreş tutuyor, iyi av yapıyor ve iyi ata biniyordu…İyi bir keskin atıcı olmuştu, attığını vuruyordu. Silah arkadaşlarının Gayretullah’a aktardığına göre; “…At sırtında hareket halinde, hafif makineli tüfekle kalça hizasından darbe atışı yaparak bir düşman kolunun içindeki subayları seçe seçe vurmak onun her seferinde yaptığı işlerdendi. Şöhreti kısa zamanda yayıldı. Kazak erleri onu Çingiz’in de varisi gözüyle görüyorlardı. Cesur, şüpheci, mağrurdu. Erlerine yüklediği bütün sıkıntıları kendisi de paylaşırdı. Gayesinden fedakarlık ettiği, düşmana acıdığı veya dostuna ihanet ettiği hiç olmadı…”
    
Gerçekten de vur-kaç saldırıları ile Çinli askerlere aman vermiyordu. Silahını teslim etmeyerek etrafındaki gençlerle dağa çıkarak isyan bayrağını açan Osman’ın  toyluktan delikanlılığa geçişi, sürekli hareket halinde ve at üzerinde geçmişti. Aslında babası İslambay, oğluna nasihat ederek silahını teslim etmesini istemiş ancak Osman, babasının bu talebini, annesinin haykırışlarını duymamazlıktan gelerek şöyle seslenmişti ailesine ve obasının büyüklerine: 

“…Bugün silahını veren, yarın canını verir demektir. Benim Çinlilere verilecek silahım yoktur. İstiyorlarsa gelip kendileri alsınlar. Korkuyorsanız siz silahlarınızı verebilirsiniz. Ben dağa çıkıyorum, gelsinler onları orada bekliyorum
diyerek arkadaşı Süleyman ve oğlu Şerziman ile birlikte dağ yoluna doğru yola koyulmuştu. Çinli askerler, birkaç gün sonra aç kalıp, pişmanlıkla köylerine dönerler diyerek Osman’ın bu hareketini ciddiye almamışlardı. Osman’ın bu tepkisi bütün obalarda duyulmuş, eli silah tutan gençler bir bir Osman’ın yanına dağa çıkmaya başlamışlardı.
Artık Osman, çocukların hayranlık duyduğu, gençlerin efsanevi lideriydi… 

Çinli askerlerin ise korkulu rüyası olmuştu Osman… Kazak köylülere eziyet eden Çinli askerlere pusu kuruyor, askeri birliklere baskın yaparak onları cezalandırıyordu. Yıllar geçtikçe Osman’ın yanına katılan Kazak gençlerin sayısı artırıyordu. Öldürülen Çinli askerlerin silahları ve onların cephaneleri Kazak gençlere dağıtılıyordu. Kısa sürede silahlı Kazak gençlerin sayısı binleri geçmişti. 

Hemen hemen her bölgede silahlı birlikler oluşturulmuştu. Bu arada dünyadaki ikinci dünya savaşı bölgeyi de etkisi altına almıştı. Rusların Almanlar ile Çinlilerin ise Japonlar ile savaşı, bölgedeki Çinli idarecilerin keyfi davranmalarına yol açıyordu. Merkezi Hükümet’in etkisinden Çinli Genel Valiler diktatörce hareket ediyor, halktan ağır ve keyfi vergiler topluyorlar, vergi vermeyenlerin topraklarına, mal ve mülklerine el koyuyorlardı. Osman, yanına toplanan silahlı gençlerle adeta “Robin Hood” gibi Kazak halkının hak ve hukukunu savunuyor, halka zulmeden Çinli askerlerle hiç durmaksızın savaşıyordu. 

Kısa sürede 1943 yılının Temmuz aylarında Altay dağlarının yaylaları Çinli askerlerden temizlenmiş, bölgeye huzur hakim olmuştu. Eskisi gibi oğlak oyunları oynanıyor, güreşler tutuluyor, avıllarda (köylerde) düğün dernekler yapılıyor, sürüler otlatılıyordu. 

Doğu Türkistan’ın diğer bölgelerinde Uygurların yaktığı isyan ve özgürlük ateşi Kazak kardeşlerine de sıçramıştı. Özgürlük ve bağımsız olma ışığını gören Kazak Aşiretlerinin beylerinin katılımı ile Bulgun’da düzenlenen toy merasiminde, milli kurultayda; tıknaz yapılı, dev cüsseli, esmer, gözleri sanki kapalıymış gibi kısık ve kaşlarının arası her daim kırışık olan İslambay oğlu Osman’a kahramanlığından dolayı “Batur” ünvanı verilir ve Osman, artık “Osman Batur” olarak anılmaya başlanır. 

1944 yılı başlarında Kazakların tartışılmaz lideri olan Osman Batur, aynı yılın Kasım ayında Doğu Türkistan’ın Gulca (İli) vilayetinde Ali Han Törem’in Cumhurbaşkanlığında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin Altay sorumlusu olmuştu. 1945 yılının Ağustos ayına gelindiğinde Osman binlerce silahlı askerin başında efsanevi bir şahıs olmuştu. Ancak Rusların devreye girmesiyle etkisizleştirilen Doğu Türkistan Cumhuriyeti yerine 1946’da Çinliler, Ruslar ve Türklerin dahil olduğu anlaşma ile “Karma Eyalet Hükümeti” kurulur. Osman Batur da Mesut Sabri Baykuzu’nun başkanlığındaki bu karma hükümetin “Altay Genel Valisi” olarak atanır.

Doğu Türkistan’da bu hadiseler olurken Çin içinde milliyetçi Can Kay Şek ile komünist Mao Ze Dung’un taraftarları arasında devam eden iç savaşı komünistler kazanmış, Milliyetçi Çinliler bugünkü Tayvan denilen Formoza adasına kaçmışlardı. 1949 Ekim ayında Rus Kızıl Ordusu’nun da desteğini alan Mao’nun kızıl birlikleri, Doğu Türkistan’ı tek bir silah dahi atmadan teslim almışlar ve Karma Hükümet mensuplarının birçoğunu da yakalayarak tutuklamışlar ve öldürmüşlerdi. Mehmet Emin Buğra ve İsa Alptekin gibi siyasi liderlerin de yurt dışına çıkmaları üzerine Doğu Türkistan tamamen Çinlilerin eline geçmişti. 
Ali Bek, Hüseyin Teyci, gibi silah arkadaşlarının da Doğu Türkistan sınırlarını terk etmesi ile yalnız kalan Osman Batur, kendisine sığınan bölgedeki Amerika Başkonsolosu Douglas ve yardımcısını güvendiği adamları ile sınırdan geçirdikten sonra Barköl’den Kansu bölgesine doğru yola çıktı. Yolda karşılaştığı kızıl birliklerle yapılan savaşta Canımhan gibi yakın arkadaşlarının esir alınması ve Süleyman, Cenabil ve Abbas gibi önemli ve yakın komutanlarının yaralanması Osman Batur’u derinden üzmüştü. Çünkü kendi adamlarını dahi koruyamayan bir lider olarak anılmak istemiyordu. Sınıra yakın bölgede kamp kuran Osman Batur sonuna kadar yanında yer alan Sultan Şerif, Nurkocay Batur, Kaban Teyci ve Delilhan (İstanbul’da vefat ettiler) yakın arkadaşlarını sınırı geçerek Gasköl’e gitmeleri talimatını verdi.  
Kamp kurduğu Kayız denilen yerde, Osman Batur’un gelmesi beklediği  silah arkadaşı Abbas Batur sadece 20 askeri ile bitkin vaziyette  1950 yılının Aralık ayı sonlarında çıkagelmişti. Sınırın öte tarafındaki eyalette bekleyen Ali Bek Hakim’in (Manisa’da vefat etti) davetine icabet etmeyerek Kayız’da yakın silah arkadaşlarını bekleyen Osman Batur, 1951 yılının 13 Şubat günü dört koldan Çinli askerlerin saldırısına maruz kaldı. Yanındaki arkadaşları bir bir kahramanca şehit olan Osman Batur, düşmanla çarpışan kızı Azapay’ı terkesine alarak buz tutmuş göle doğru beyaz atı ile dört nala at koşturmaya başlar. Ne var ki gölün ortasına geldiğinde atı tökezleyen Osman Batur kızı Azapay ile birlikte etrafı çevrilerek saatlerce süren çatışma sonrası cephanesi tükenince kızı ile birlikte esir alınır. At üzerinde elleri bağlı vaziyette sokaklarda dolaştırılan Osman Batur, kendisini üzüntülü gözlerle seyredenlere bakarak;
“…Ben ölebilirim. Ancak dünya durdukça 
 benim halkım mücadeleye devam edecek!”

diye haykırarak halkına mesaj veriyordu. Aylar süren işkenceler sonrası bu kahraman insan Osman Batur 29 Nisan 1951’de başkent Urümçi’de düzenlenen merasimle idam sehpasında şehit edilir.

    ***

Osman Batur, vatanı için, milleti için, namusu için canını veren yiğitlerden biridir… Heybetli duruşu, keskin bakışıyla Çinlilere karşı kanının son damlasına kadar savaşan Doğu Türkistan kahramanıdır… Osman Batur silahını teslim etmeyerek dağa çıktığından itibaren bir saniye için dahi yılgınlık göstermemiş, ümitsizlik girdabı içine girmemiştir. 

Yakalandığında olsun, Ürümçi sokaklarında teşhir edilerek dolaştırıldığında ve idam sehpasına çıkarıldığında bile dimdik durdu, dostlarının kendisini terk etmesine aldırmadı... asla boyun eğmedi. Çünkü O, dava adamıydı...
Osman Batur ve arkadaşları hiç yılmadı... “Elbette bir gün bizim de güller koklanır”, “Elbette bir gün bizim küller de korlanır” diyerek ayakta durmayı başardılar... Onlar mübarek kitabımız Kuran-ı Kerim’i canı pahasına koruyup çiğnetmediler.. Onlar kızlarını peşkeş çekmediler... Silahlarını teslim etmediler...

OSMAN BATUR, Kaçmadı, terk etmedi vatanını ve idam edildiği ana kadar boyun eğmedi, direndi ve şehit oldu... Allah O’ndan razı olsun. 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.