Yoksulluk bize ne getirir?

Türkiye'de hiç bir şey pahalı değil, kabul edelim ülkenin büyük çoğunluğu fakir. Kazandığımız paranın alım gücü yok. Yoksa milyonlarca Bulgar, Gürcü, Yunan vatandaşı ile AB ülkelerinde çalışan gurbetçilerimiz yanılıyor olamaz; Değil mi?

06 Şubat 2022 Pazar 15:25
Yoksulluk bize ne getirir?

Yoksulluk bize ne getirir?

Yüksek faturalarla yerinden zıplayan milyonlar, onlarca yıldır yoksulluk pençesinde kıvranan dar gelirli yığınların varlığıyla yüzleşti. 

Çarşıda, pazarda, AVM marketlerinde, mağazalarında cüzdanlarını dakikalar içinde boşaltanlar, soluğu bankaların mobil uygulamalarındaki tükeketici kredi sekmesinde aldı. Çıldıran faizler, yangın yerine dönen raflara, reyonlara benzin dökmekten öteye bir işe yaramadı. Peki ne olacak?


Türkiye gıcır gıcır paraların basıldığı ancak alım gücünün düştüğü acı bir yoksulluk sarmalını yaşıyor. Bu yoksulluğu her kesim iliklerine kadar hissediyor. Ne yazık ki alım gücü azalması ile herkesin yaşamını değiştirecek öngörü şu; 2022 yoksulluk, işsizlik ve iflasların yılı olacak

TUİK ÇARŞI PAZARIN ÇOK GERİSİNDE KALDI

Ülkemiz yüksek hatta hiperenflasyon denebilecek fiyat artışları  ile tanışalı beri hepimiz –bu ülkede yaşayan gelirini bu ülkenin parası ile temin eden bütün insanlar- büyük bir yoksullaşma sarmalının içine girdik. Bu sarmal gıda fiyatları, enerji fiyatları, nakliye ve üretim fiyatları olarak hayatımızın en alanında bizi etkiliyor. Her geçen gün fiyat yükselişleri bilhassa gıda ürünlerinin aşırı yükselişi gıdayı temin etmeyi güçleştiriyor. Bu alım güçlüğü bu ülkede yaşayan bilhassa emekçi kesimi vuruyor ancak üretici ve satıcıları da başka açılardan vuruyor. Buyük bir yoksulluk sarmalının içinde debeleniyoruz, süre uzadıkta   ‘derin yoksulluk’ dedikleri hayatımızın pekçok yönünde kendini hissettiren bir kalitesizleşme ve yoksunluk yaşıyoruz, bunun acısını çekiyoruz. 

Ülkenin bu yoksullaşma sarmalının içinden çıkmakta zorlanacağı ve bir süre daha böyle devam edeceği korkusuyla yoksulluğun günlük hayatımızdaki yüzü ile daha fazla karşılaşıyoruz. Yoksulluk derinleştikçe yediğimiz ekmeğin, içtiğimiz suyun, temel gıda maddelerimizin kalitesi düşüyor, düşecek. Sadece kahvemizden veya kaliteli giysilerimizden değil ucuz üretilen gıdalarla beslenerek vücud sağlığımızdan da feragat etmemiz gerekiyor. 

Yoksulluk en çok çocukları vuruyor. 

Aile yoksulluğu, asgari işte çalışarak veya iş bulamayarak güvencesiz çalışma aile gelirinin azalmasına ve yoksulluğun ailelerde her türlü yüzüyle kendini göstermesine neden oluyor. Beslenemeyen, protein görmeden büyümeye çalışan çocuklar, sağlık hizmeti alamayan ebeveynler, insani yaşam koşullarını sağlamaktan uzak barınma şartları, okula devam edemeyen, çocuk işçi olmaya neredeyse şükredecek bir nesil bu yoksulluğun vurduğu ailelerde yaşıyor. 
Yaklaşık iki sene COVİD-19 salgını nedeniyle evine kapanan dünyada ülkelerin aşırı para basıp halka dağıtmaları sonucu enflasyon tetiklendi. Ancak bu enflasyon diğer ülkelerde yüzde 2 ila yüzde 6 arasında olurken bizim sağlıksız ekonomik yapımızdan ve yanlış politikalardan dolayı resmi olarak yüzde 36, gayrıresmi olarak yüzde 50’yi aşan oranlara fırladı. Finans krizini yönetememekten kaynaklanan liranın değer kaybı halkın günlük yaşamına o kadar yansıdı ki fakirleşmekte herkesi eşitledi, herkes bulunduğu sınıfın bir alt sınıfına kısa sürede geriledi. 

Boyutları farklı olsa da hepimizi, her kesimi ‘yoksulluk’ ve ‘Yoksunluk’ta eşitleyen hiperenflasyon ortamı kuşkusuz çocuklar, emekliler, dar gelirli aileler, bakıma muhtaç kişiler için katlanılması güç maliyet artıklarına yol açtı. Çocukların eğitim hayatlarını sağlıklarını ve sosyo psikolojik gelişim imkanlarını elinden aldı. Ebeveynlerin omuzlarına büyük yük yükledi, geçim derdini hayatın ilk sırasına yerleştirdi. Aile içi huzursuzluklar, boşanmalar, icralar artarken bütün bunların sonucu toplumsal şiddetin artması oldu. Yoksulluk bize ‘ŞİDDET’i getirdi. 

Bütün kötülüklerin anası; Yoksulluk

Eskiler bütün kötülüklerin anası olarak yalan söylemeyi gösterirler. Kuşkusuz kötülüklere yol açan bireysel etmenlerden biri de yalan söylemektir. Yalan; karşındakini kandırmaya, yanıltmaya yönelik bir harekettir. Yalan affedilmez bir hatadır; zincirleme bir çok kötülüklere yol açar.

Toplumsal yaşamın kaynağı da yöneten ve yönetilenlerin birbirlerini doğru bilgilendirmelerinden geçer. Yanlış açıklanan rakamlar kağıt üzerinde rakam olarak kalır belki ama hayata yansıması ‘ezici’ şekilde olur. Enflasyon rakamları kimsenin umurunda olmaz, market rafları hatta Pazar fiyatları herşeyi anlatmaya yeter. Bu fiyatlar yoksulluk getirir. Emekli ilacını ve beslenmesini, bebek mamasını ve gençler temel ihtiyaçlarını satın alamaz. Yalan gibi yoksullukta bütün kötülüklerin anasıdır. Bize acı bir hayat getirir, burası bir acı vatan olur. Bu acı vatanda yaşamak istemeyen zeki gençler parlak beyinler yurtdışında değerli olduğu ülkelere gider. Bu yoksulluk bize ‘GÖÇ’ getirir. 

Ülkemizde gizlenen ve kamuoyunun hep gözönünde tutmadığı üretici maliyet endeksine göre üretim maliyetleri yüzde 80’lere dayanmış durumda olup bu henüz tüketiciye tam yansıtılmış değil. Bu durum da ilerideki günlerimizde yüksek enflasyonla yaşamaya devam edeceğimizi gösteriyor. Boşalan kamu maliyesinin bunu karşılayacak bir gücü yok. Halk hiperenflasyonla mücadele ederek hayatta kalmaya çalışırken isyan eder. Toplumsal hareketler artar, halk sokaklarda hakkını arama mücadelesi verir, sesini duyurmaya çalışır. Yoksulluk bize ‘İSYAN’ getirir. 

Eczanede bulunmayan ilaçlar, beslenemeyen çocuklar, zamanında müdahale edilemediği için önlenebilir hastalıkların tedavi edilmemesinden kaynaklanan sağlık şartlarındaki bozulma ekonomiye sağlık riski olarak yansır. Güvencesiz çalışan insanlar sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlandıkları için önce sağlıklarını sonra işlerini kaybederler. Kamu maliyesinin artık yükünü kaldıramadığı sağlık sistemi hastalıkları önlemeye ve tedavi etmeye yetişemez, etken maddesi iğdiş edilmiş ilaçlar, yağı alınmış sütler, katkı maddesi konulmuş endüstriyel yiyecekler her tarafımızı sarar. Bu yoksulluk bize ‘HASTALIK’ getirir. 

Ülkenin bu ekonomik koşullarında herkesin sorduğu bir soru var; herkes kaybediyorsa bu ortamda kim kazanıyor? Her zamanki gibi geniş kitleler fakirleşirken, ezilirken ve temel gıdaya ulaşmakta zorluk ve çaresizlik yaşarken toplumun en üst katmanında kamuyu hortumlayanlar, rantlardan beslenenler ve bizim gibi ülkelerde siyasetin dağıttığı rantı eline geçirmiş küçük bir azınlık kitle kazanmaya ve garantilerini arttırmaya devam ediyor. Bu ‘hepbana’ sisteminin bir sonu olduğunu bildikleri için yurtdışına sermaye çıkarmaya ve orada da bir hayat  kurmayı da ihmal etmiyorlar. 

İstihdam sorunlarından dolayı en iyi mühendisi, en iyi mimarı veya en iyi doktoru asgari ücretin biraz üstünde bir maaşla çalıştırabilmek mümkün. Kimse o insanların yaşadığı eğitim ve kabiliyet yolculuğunde verdikleri emeği hesap etmiyor. Diğer mesleklerin çoğu için ise asgari ücret ödemesi yapılıyor, enflasyonist ortamda Bizim asgari ücretli çalışan sayımız diğer ülkelerden çoktur. Ancak TL’deki değer kaybı ile orta sınıf ta alt sınıf konumuna gerilemiş durumda. Ülkede ortasınıf çöküyor; daha geniş bir kitle olarak kabul edilen orta sınıfın çökmesi ülkedeki eşitsizliği arttırır. Yoksulluk bize ‘EŞİTSİZLİK’ getirir. 

En gencimizden en yaşlımıza kadar, hayvanımıza,  bayındırlık işlerimize,  gelecek vizyonumuza,  eğitim hayatımızdan kültür sanat yaşamımıza kadar kalite kayıpları yaşanıyor. Alım gücünün azalmasından dolayı halk kalitesiz ürünlere kolay üretilen endüstrileşmiş ve yararlılığını kaybetmiş ürünlere yönelirken ülkede eğitim faaliyetleri, kültür etkinlikleri ve kitap ve diğer yayınların basılması ve Ar-Ge’ye kaynak ayrılması mümkün olmaktan çıkıyor. Yoksulluk bize ‘KALİTESİZLEŞME’ getirir. 

Çalışanların maaşlarına yapılan zamlar gerçek yoksulluğu kapatmakta yetersiz kalıyor. Asgari ücretlinin eline yeni zamlı maaşı geçmeden zaten hiperenflasyon cepleri boşaltıyor. Gıda ihtiyacını karşılamak için bile kredi, borç vs… ihtiyacı ile aileler tencere kaynatmaya çalışıyor. Hiperenflasyonla birlikte alım gücünün azalması  esnafın satış yapamaması, bankalara yönelen insanların borç batağı içinde olmalarından dolayı batık kredileri, sanayi çarklarının durmasını ve işsizliğin artmasını yoksullaşma ile birlikte yürüyor. Yoksulluk bize durgunluk yani ‘STAGFLASYON’ getiriyor. 

Ezcümle; Ekonomide dipe doğru giden bu süreçte yaşananlar hakkında sosyologların, siyasetçilerin, ekonomistlerin ve diğer toplumsal tespitlerde bulunan bilim adamlarının en çok öngördüğü husus ise şudur; yoksulluk bize toplamda sancılı bir yenileniş ile birlikte toplumsal ve siyasal bir ‘DÖNÜŞÜM’ getirir. 

Karanlığın en koyu olduğu zaman güneşin doğuşuna en yakın olan zamandır derler, toplumsal dönüşümler de sancısız olmaz, dünya insanlarına ve eşitliğe doğru bir yöne evrilmek için ivme bekliyor. Yoksulluk ülkemize bu ivmeyi verebilecek mi? Bilmiyoruz. Herhalde cevap bizim tavırlarımızda, taleplerimizde ve seçimlerimizde saklı galiba. 

Son Güncelleme: 06.02.2022 15:57
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.