Midhat Paşa | Karanlıktan Doğan Aydınlık | Kitap

Karanlıktan Doğan Aydınlık Midhat Paşa, Osmanlı bürokrasisinin ayak oyunları, meşrutiyet mücadelesi, memleketin kalkınması konusunda Mithat Paşa’nın

19 Ağustos 2020 Çarşamba 20:45
Midhat Paşa | Karanlıktan Doğan Aydınlık | Kitap

Mithat Paşa | Karanlıktan Doğan Aydınlık

Tüm dünya ile birlikte Türkiye’yi derinden etkileyen pandemi günlerinde Karanlıktan Doğan Aydınlık Midhat Paşa adıyla Şule Akşun imzasıyla yayınlanan kitapta hem Paşa hakkında hem o döneme ilişkin olaylarda tarihi roman tadında bilgiler yer alıyor. 
Mithat Paşa ve döneminde tahtta bulunan padişahların verdiği kararlar, Osmanlı bürokrasisinin ayak oyunları, meşrutiyet mücadelesi, memleketin kalkınması konusunda Mithat Paşa’nın yaptığı mücadeleler anlatılıyor. Aşağıya Paşa’nın biraz da hatıratından derlenen biyografisini sizlerle paylaşıyoruz.  

Başkaları için kendilerini unutanlar’ diye başlıyor Şule Akşun’un Midhat Paşa isimli kitabı sözün devamı ise ‘hep hatırlanacak olanlardır’ şeklinde bitiyor. 
Yakın tarihimizin önemli figürlerinden biri. Bugün ulaştığımız anayasal sistemin ve Cumhuriyetin temel taşlarını düşünmüş, Osmanlının adım adım çöküşe gittiği yıllarda bunu bir kurtuluş reçetesi olarak kurgulamış, ilk Kanun-i Esasi’mizin temellerini atmış, inandığı ilkeleri kendi yetki alanında bulunan yerlerde uygulayarak belli başarılar elde etmiş, mütevaziliği ve halka yakın oluşu ile çevresindekilerin saygısını kazanmış ender bürokratlardan biridir Mithat Paşa
Tarihimizde hayatının okunması gereken figürlerden biri. İyi bir vali, iyi bir bürokrat, Balkanlara çok hizmet etmiş, babadan oğula geçen padişahlık sisteminin iyi yönetim anlayışıyla uyuşmadığını Padişahların yetkilerini sınırlandıran meclis sistemine geçilmesi ve mecliste vatandaşların sorunlarına çözüm olacak kararlar çıkarılmasının sağlandığı bir yönetim anlayışı hayali kurmuş, bunu gerçekleştirmek için çalışmış. 

1822 İstanbul doğumlu. 12 yaşında hafız olmuş. Babasının Kadı Hacı Hafız Mehmet Eşref Efendi’nin görevi dolayısıyla çocukluk yıllarını Tuna nehrinin akışını seyrederek geçirmiş. Sonra yine İstanbul’a gelerek ilk memuriyetine Divan-ı Hümayun kaleminde başlamış. O zamanki adı Mithat değil. Hafız Şefik Ahmet imiş. Divan hattını altı ayda tahsil etmesinden dolayı ‘Mithat’ mahlasını vermişler, Böylece adı Ahmet Mithat olarak kalmış, Seneler 1834’ü gösterdiğinden babasının kadılık görevi için bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Lofça’ya gitmiş, bir sene sonunda İstanbul’a dönerek Fatih Camiinde iyi hocalardan eğitim almış.
  
1842 bugünkü yazı işleri anlamına gelen Tahrirat Katipliği’ne atanarak Şam, sayda, Konya, Kastamonu gibi yerlerde memuriyette bulunmuş. 1847 de İstanbul’a dönerek Meclis’i Vala Mazbata Odası sekreterliğinde bulunarak bürokrasinin işleyişini öğrenmiş.  

Dönemin saygıdeğer idarecileri Büyük Reşit Paşa, Ali  ve Fuat Paşalarla tanışma çalışma imkanı bulmuş. 

Büyük Reşit Paşa kendisine o zamanın bürokrasi dili kabul edilen Fransızca’yı iyi öğrenmesini öğütlemiş. Onun yardımıyla bir süreliğini dilini geliştirmek ve oradaki gelişmişliği görmek için Avrupa ülkelerine göndermiş. 

Fransa başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerini gezince devletlerin yönetim şekillerini, anayasaya bağlı yöneticilerin işbaşına geldiğini yerel idarelerin halk meclisleriyle sorunların çözümünde söz sahibi olduklarını müşahade etmiş.

1860’larda ise Rusların müdahale ettiği ve Bulgarların zaman zaman isyan çıkardığı Niş  bölgesinde Vali olarak görevlendirilip işe başlamış. Burada gece gündüz yaptığı çalışmalarla Hristiyan ve Müslüman teba arasında sürüp giden sürtüşme ve kavgalara her iki tarafı da dinleyerek sorunları çözerek bölgede huzuru sağlamaya çalışmış. Mahsulun pazara ulaşmasını sağlamak için şose yollar yaptırıp, yol kesme ve haydutluğa meydan vermeden köylünün güvenliğini sağlayarak çocukların bakımı için ıslahhaneler kurup halkın sevgisini kazanmış. Ancak İstanbul’dan duyulan başarıları sebebiyle ‘Vilayet Usulü İdaresi’ hakkında bilgi almak için çağrılan Mithat Paşa’ya 1864 tarihinde Tuna Vilayet Valiliği verilmiş. 

Bu Tuna Vilayeti Silistre Vidin ve Niş eyaletlerini tek bir vilayet altında birleştirip yönetimine Mithat Paşa’yı getirmeyi içeren bir düzenleme 1864 Kasım’ında Sultan Abdülaziz tarafından onaylanmış. 

Kurulacak yerel meclislerin henüz yürütme yetkisi olmayıp sadece danışma meclisi olarak çalışacak olsa da bu yerelde yönetime geçmek halkı yönetime dahil etmek için iyi bir adım olmuştu. 
Mithat Paşa bölgede yapılan çalışmaların anlatıldığı, çocukluğunda kıyısında oyun oynadığı Tuna Nehri adında bir gazete çıkarmış, Türkçe, Bulgarca, Yunanca, Fransızca harfleri satın alarak bu dillerde yayın yapacak olan Matbaa teknolojisini gençlerin öğrenmesini sağlamış. Ahmet Emin gibi kabiliyetli gençlerin yazılarına yer verilmesini temin etmiş, bölgenin gelişmesini için önemli adımlar atmıştı. 

1865’te İstanbul hükümetine sunduğu teklif kabul olunarak Belediye Meclisleri kurulmuş, bunlar için görev ve yetkilerini belirleyen bir talimatname hazırlanmıştır. 
Böylece Osmanlıda Belediyeciliğin temeli Mithat Paşa’nın gayreti ve uygulamalarıyla atılmış olmaktadır. 

Tuna vilayetinde kurulan Yardım Sandıkları çiftçiyi tefecilerin elinden kurtardığı gibi bugünkü Ziraat Bankasının temelini oluşturmuştur. 

Tuna nehrindeki deniz ticaretinde pay sahibi olabilmek için İdarei Nehriyye adında bir şirket kurmuş ve şirketin 1867 yılında 4 vapurla hizmete başlamasını temin etmiştir. 

Ancak bölgede emperyalist amaçları olan Ruslar, her fırsatta Mithat Paşa’yı Saraya ve Padişaha jurnalleyip görevden alınmasını temin etmişlerdir. 

İstanbul yönetimi ile zaman zaman sorunlar yaşayan bu başarılı  Osmanlı Valisi kendi isteği ile 1869’da Bağdat Valiliğine tayinini istemiş, bu sık sık kavgalara yağmalara karışan bedevilerin yaşadığı bu geri kalmış vilayette bayındırlık işlerine el atmış, Bağdat-Kazimiye arasına tramvay yolu inşa etmiş, yine matbaa ve okul kurma girişimlerinde bulunmuş. 
Bağdat Valiliği sırasında ikinci evliliğini yapan Mithat Paşa, burada yönetimi altında bulunan gelirlerden ilk defa belli bir meblağı İstanbul Merkez Hazinesine göndererek iktisadi başarısını da göstermiş

Ancak bölge İngilizlerin emperyal heveslerinin alanı olduğu için zaman zaman kabileler rüşvet ve diğer İngiliz oyunlarıyla satın alınıp Osmanlı idaresine karşı isyan ve yağma işlerine devam etmişler.

Paşa’nın her başarısından jurnalcilerin çıkardıkları sonuç: Paşa bu vilayette dış ülkelerin de desteğini alarak Osmanlıya karşı bağımsızlık ilan edecek, güçlenip Cumhurreisi olarak tüm  ülkeyi ele geçirecek şeklinde bir şaibeymiş, Saray ve bürokrasi bu şayialarla kulakların dolduğu için sık sık Mithat Paşa’yı merkeze çağırırlar, görev değişikliği yaparlarmış. 
1872 de Saraya ulaşan bu ‘Şuyuu vukuundan beter’ fısıltılar onu tekrar İstanbul yollarına revan etmiş.

Avrupa’ya adım attığı ilk günden itibaren memleketin ilerlemesi ve modernleşmesi için kanun ve nizamla yönetilmesi yönetenler ile yönetilenler arasında ‘toplum sözleşmesi’ yapılması fikrini her daim savunan Mithat Paşa’yı bu defa  İstanbul’da başbakanlık mührü bekliyormuş. 
Ancak merkezde mali tablonun kötü olduğunu gören Mithat Paşa defterleri incelettiğinde israf, yolsuzluk ve Saray masraflarının yüksekliğini görerek bunlarda düzenlemeye gittiğinde düşmanlar edinmeye başlamış. Ödenmeyen borçların memleketi kurtlar sofrasına teslim etmek olduğunu bilen Paşa, borçlanma işlerine onay vermekte ayak direyince dedikodu kazanı kaynamaya başlamış.
Bu süreç 1872 Ekim ayında görevden alınıp maaş bağlanarak bürokrasiden uzaklaştırılmış. Abdülaziz harcamaları düzene koymaya çalışan Mithat Paşa’dan sonra Saray  erkanının lüks yaşamını sürdürmeye devam etmiş. Memleketin her tarafından isyanlar karışıklıklar ve dahi gerikalmışlık Mithat Paşa’nın bir kenarda unutulmasına fırsat vermemiş. Ona Selanik Valiliği verilerek İstanbul’dan bir daha uzaklaştırılmış. 

Mithat Paşa hayatının bir dönemini Topkapı dışında Çırpıcı çayırında Yenikapı Mevlevihanesi yakınındaki Azapzade Çiftliği'ni satın alarak tarımla uğraşmış Yenikapı Mevlevihanesine sık gidip gelerek feyz ve ilham almıştır. 

1876 yılı Sultan Abdülaziz’in tahttan indirildiği ve intihar ettiği yıl oldu. Paşa herhalükarda anayasayı yürürlüğe koymak millet meclisi oluşturmak fikrini zikrettiği halde asla bir padişahın tahttan indirilmesi ve diğerinin getirilmesinin sorunları çözeceğine kani olmamıştır. 
Ancak meşrutiyet yanlıları gibi Paşa’da Abdülaziz’e son sunduğu raporda Osmanlı halkının hürriyet ve eşitliği, devlet çalışanlarının yetki ve sorumluluklarını gösteren bir kanunun derhal ilan edilmesi gerektiğini eğer bu yapılmazsa asayişin ve huzurun sağlanamayacağını bildirmiş. 
Bütün bunlara kulak tıkayan Sultan Abdülaziz, meşrutiyetçilerin komplolarıyla tahttan indirilip iki gün sonra da nakledildiği Feriye Sarayında canına kıymış. 

Mithat paşa Padişahın tahttan indirilip bu duruma düşürülmesinde mesuliyeti olup olmadığını kendisine sorarak vicdan muhasebesi yapmış hatıratında. 

Rumeli’de ayaklanmalar Girit’te isyan hareketleri devam ederken Abdülhamit’e taht yolunu Mithat Paşa kendisinin açtığını ve meşruti yönetimi kabul etmek şartı ile onu tanıyacaklarını belirtmiş. Ağustos 1876’da Abdülhamit tahta oturmadan önce Paşa’nın hazırladığı Kanun-i Esasi’yi onayladığını ve uygulamaya koyacağını belirtmiş. 

Abdülhamit ilk zamanlarda kendisini tahta çıkaran Mithat Paşa’dan ve onun arkasında bulunan halk desteğinden dış ülkelerdeki itibarlı durumundan her zaman çekinmiş, 

Aşırı endişeli ve güvensiz bir karakteri bulunan Padişah Abdülhamit hem halk arasında hem asker içinde Mithat paşaya duyulan sevginin kendisini tahtından edeceğini , Avrupa ülkelerinin Osmanlıda Cumhuriyeti ve Meclis sistemini savunan Mithat Paşa vasıtasıyla kendisine darbe yapacakları korkusunu yaşamış. 

Dolayısıyla Padişah İzzettin Vapuru ile kendisini Avrupa’ya sürgüne göndermiş. Ailesinden ayrı yaban ellerde parasız geçen bu sürgün günlerinde Avrupa’yı daha iyi müşahade etme imkanı bulmuş.
Londra ve Paris’te çeşitli konferanslara katılarak memleketimizin savaşta olduğu Rusya’ya karşı haklılığımızı anlatmaya çalışmış.  Ancak savaşın çıkmasında Padişahın ve hükümetin sorumluğunu yerine getirmekte aciz kaldığı yolunda Avrupa basınında çıkan beyanatı Abdülhamit’in hışmına uğramasına neden olmuş. 

1878 de Padişah Girit vilayetinin Hanya kasabasında ikametine izin vererek yurda gelmesine ve ailesini görmesine izin verince memleket özlemi çeken Mithat Paşa, yine rahat bırakılmayacak Suriye Valisi olarak görevlendirilmiş. Bu uzak vilayette kütüphane ıslahhane ve okul açmaya gayret göstererek halkın teveccühünü kazanmış. Jurnalciler bütün bu yapılanlar karşısında boş durmayarak Mithat Paşa’nın İngilizlerle anlaşıp bağımsızlık ilan edeceğine Sultan Abdülhamit’i inandırmışlar. 
Her ne kadar ‘Ben ;Osmanlılık fikrine bağlıyım, memleketin parçalanmasına asla müsaade etmem dese de vesveseli karakteri ile bilinen Padişah için onun bu sözlerine inanmak mümkün olmamış. 
Onu İstanbul’a çağıran Padişah Sultan Abdülaziz’i öldürmek suçundan açılan davada sanık olarak yargılanıp idama mahkum etmiş. Diğer sanıklarla birlikte idamı sürgün cezasına çevirip Taif kalesine mahkumiyete göndermiş. 

Ancak sevenleri tarafından oradan da kaçırılacağı endişesi taşıyan Padişah, ölüm emiri vermiş Taif mahkumları 7 Mayıs’ı 8 Mayıs 1884’e bağlayan gece İstanbul’dan gelen bir tabur asker tarafından infaz edilmiş, tarihin yaprakları arasında yerini almıştır. 
Mithat Paşa’nın mahkumiyeti sırasında yazdığı hatıraları sevenleri tarafından bir şekilde Taif kalesinden çıkartılarak emin ellere ulaştırılmış ve bugüne ışık tutmuştur. 


 
 

Son Güncelleme: 19.08.2020 23:07
Anahtar Kelimeler:
Mithat PaşaMidhat Paşa
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.