Ali Polat, kitapları ile insanlara ışık tutuyor

Bilim insanlarından oluşan bir ekibin rehberliğinde kaleme aldığı kitaplarıyla insanlığı ışık tutan İş İnsanı Ali Polat Türkiye genelinde bütün kütüphanelere kitap göndermeye hazırlanıyor.

25 Nisan 2021 Pazar 23:32
Ali Polat, kitapları ile insanlara ışık tutuyor

Ali Polat, kitapları ile insanlara ışık tutuyor

Medeniyet Evi Kurucusu iş insanı Ali Polat, her bir ikendi konusunda uzman bilim adamlarının rehberliğinde kaleme aldığı kitaplarını kütüphanelere yollamaya başladığını duyurdu. Polat, sağlık, psikoloji, eğitim, çevre, su, toprak ve dini konularda gençlerle, okurlarıyla sohbet edercesine yazdığı kitaplarında insanlara önemli mesajlar veriyor. 


Ali Polat, Türkiye'nin her yerinde kütüphanelere kendi imkanları ile kitap gönderebildiklerini belirterek "Yeter ki bize ulaşsınlar" dedi. İş insanı Ali Polat, Medeniyet Evi ve önümüzdeki dönem çalışmalarıyla ilgili olarak gazeteci arkadaşımız Aynur Ayaz'ın sorularını cevaplandırdı.

- Kurucusu olduğunuz Medeniyet Evi'nin özel akademik kadrosu ile hazırlanan külliyat, yeni eserler ile kaleme aldığınız son kitapları, sivil toplum kuruluşlarına ve diğer yerlere ne göndermeyi planlıyorsunuz?


Benim genellikle on bölüm olarak aklımdadır. Bunlardan en önemlisi hapishaneler, ikincisi üniversiteler, üçüncüsü, belediyelerin kütüphaneleri ülkemizdeki tüm büyükşehir belediyeleri kütüphaneleri daha sonra çocuk esirgeme kurumları çok daha sonra ise kadın konuk evleri ve ordumuzun kütüphanelerine, polis akademisi kütüphanelerine ve buna benzer yerler. Neresi bizlere müracaat ederse de hepsine göndermeye hazırız. Bizim gönderme imkanımız var, yeter ki bizimle temasa geçsinler. Kabul edeceklerini söylesinler. Gerekirse incelesinler, biz göndermeye hazırız. Bu arada da kitaplarımız Adalet Bakanlığı incelemesinden geçtikten sonra cezaevlerine gönderilmektedir. Bu bilgiyi de verelim. 

BEN İNSANLARDA ÖMÜR BOYU TEBESSÜM ARADIM

- 7'den 70'e kitaplarınızda sağlık, sağlıklı beslenmeden hastalıklarla mücadeleye, mutlu aile hayatından psikolojik rahatsızlıklara kadar pek çok farklı konu işliyorsunuz, insanlığa vermek istediğiniz temel mesaj nedir?

Ali Polat: Ben insanlarda ömür boyu tebessüm aramaktayım. Gördüğüm insanlara tebessümlü olmasını, güleryüzlü olmasını ve içinden rahat olmasını hem diliyor hem de istiyorum. En büyük rahatlık ise insanın huzurudur. Önce sağlık daha sonra diğer konular önümüze geliyor. Ben gençliğimde yaşantımın ve veyahutta kendi vücudumun beslenmesinin kıymetini bilemedim ve bypass olmak zorunda kaldım. 
Bypass olduktan sonra özellikle insanların hastalanmamalarına insanların vücutlarını tanımalarına, insanların ne şekilde beslenmelerine, hangi beslenmelerde nelerin eksik veya fazla olduğunu incelemeye başlayarak yolculuklarım başladı. Özellikle biz bir konuya dikkat ediyoruz ki nasıl yapalım. Çok geçimde zorlanan insanlar, hiç imkanı olmayanların dahi bilgiler ışığında uygun gıdalar, besinler yiyebilsinler.

SAĞLIK HER ŞEYİN BAŞI

Yani bugün ki fiyalarla yaklaşık en fazla 15-20,  lira ile bir insan tüm proteinlerini ve sebzelerini, nişastasını ve yağlarını alabilmektedir. Biz her gün bunu ofisimizde yapıyoruz. Uyguluyoruz. 10 ile 15 lira arası yemeklerimiz mal oluyor kendimize ve bunu insanlara verdiğimizde insanlar hayranlıkla onu yiyiyorlar, seviyorlar ve vücutlarının gereksinimlerinin tümünüde almış oluyorlar. Demek ki bizim toplumumuza proteinli yemekler gerekiyor. Biz proteini bitkisel ve hayvansal proteinleri sırası ile kullanır isek dolayısıyla her şeyimiz tamamlanmış olacak. Sağlık her şeyin başıdır. Sağlık olduğu zaman ülkemizde hastahanelerimizde az sayıda hastamız olur.

Sağlık olduğu zaman insanlar çalışabilirler, sağlık olduğu zaman insanların güçleri yerinde olabilir. Düşünebilir vesaire. Hareket etme durumları daha kolay olabilir. 

ODANIZDA DANS EDİN, YÖRESEL OYUNLAR OYNAYIN

- Herkes kendisinin tanım olarak doktoru olabilir mi, toplumda ve dünyada mutsuz insanların sayısı artıyor bunun kaynağını ne olarak görüyorsunuz?

- Medeniyet Evi'mizde yaptırdığımız çalışma ve projelerimize bakıldığında insanlarımız açısından bizim kitapların içerisinde bazı çalışmalarımız var. 

O çalışmada diyoruz ki eğer siz dünyanın en iyi ideal yemeklerini yeseniz ve yemeklerde de yüzde yüz tamamen öyle yemekler seçseniz ki hiç hastalığınız olmasa dahi toplam vücudunuzun maksimum yüzde kırk kırkbeşinin sağlığını elde etmiş oluyorsunuz.

Bunun yanında ikinci bir adım var. Hareket olması gerekiyor. Bakıldığında hareketsizlik var.  Biz harekete geçtiğimiz zaman doktorlar bize diyorlar ki ne bileyim yürüyüş yapın, spor yapın falan. Ben de Ali Polat olarak yıllardır işin içinde araştırma yapan biri olarak diyorum ki, her günün yirmidört saatinin her saatine bir dakika günde yirmidört dakika siz ülkemizin hangi bölgesi, neresindenseniz kendi odanızda bir teyip, ses kaydedici veya ses verici, bugünkü akıllı denen telefonlarda yirmi dört dakikalık kendi yörenizin danslarını hazırlayın. Odanıza girin tek başınıza günde üç sefer sekiz dakika veya iki sefer on oniki dakika dans edin hem vücudunuzun terlerini toksinlerini atmış olursunuz aynı zamanda vücudunuzuda hareket ettirmiş olursunuz. Bunun da etkisini yüzde onbeş yirmi muhakkak göreceksiniz. İkisine baktığımız zaman yüzde altmış altmışbeş gibi bir dilimi oluşturuyor. Peki üstü nedir üstü ise bizim bugünkü en önemli sorunumuzdur. O da bizim mental sorunumuz. Sorunlarımızdır.

GÜLMÜYORUZ, YÜZÜMÜZDE TEBESSÜM OLMALI

Biz yaklaşık bundan bir kırk seneye yaklaşıyor ki mental durumda her gün biraz daha zor durumlar yaşıyoruz. Dünya ve biz. Çünkü kendimizi hep başkaları ile karşılaştırarak veya kendimizi düşünmek yerine başkalarını düşünüyoruz. Dolayısıyla başkaları bizim ömürümüzü alıp götürüyor biz kendi kendimizi kati surette fikirler ile düşünemiyoruz. Kendimize yöntem veya yol seçemiyoruz. Seçemediğimiz zamanda bakıyoruz ki biz ömürümüzü veriyoruz. Ömür bitmiş. Ömürümüzde hep başkalarının muhasebelerini yapıyoruz. Şu ne oldu, bu ne oldu. Ben öyle idim, bu böyle idi. Bu durumlar bizi negatifliklere götürüyor ve dolayısıyla bunun benzeri bizim kitaplarımızda anlattığımız çok var. Yirmi bölüm var. Bu bölümleri düşündüğümüz zaman mental bölümümüz bizim olumlu düşüncelerimiz gidiyor olumsuz düşünceler gelip bizi çevreliyor. Ve bugünkü insanlarımız karşımıza çıkıyor. Hiç kimsenin yüzü gülmüyor. Zengini de gülmüyor, fakiri de gülmüyor. Genci de gülmüyor, yaşlısı da gülmüyor. Peki ne yapalım da bunların hepsi gülsün. Gülebilsin. Bunların mental olarak düşüncelerini değiştirebilmek ve özellikle başkasının muhasebesini yapmaktan kurtulmaktan geçiyor. Bunun insanda yaklaşık yirmi otuz bölümü vardır. Kişinin kendisinde söz konusu olan. Ben bir tanesini sadece söyledim. 

Bu yüzde otuzbeşlik vücudumuzun ki yüzde yüze bölüp yüzde kırkını beden sağlığı gıdalara verdik. Yüzde onbeş, yirmisini spor ve harekete verdik yüzde otuzbeş kırkı ise mental bölümlere maneviyata, zihin beynin düşüncesi, bilinç, bilinçaltı ve buna benzer fikir, şuur, akıl, mantık, felsefe gibi konulara verdik.

YETER Kİ RUHUMUZ DİNGİN OLSUN

Aslında bu yüzde otuzbeş benim şahıs olarak Ali Polat'ın beynine göre bu yüzde doksandır. Çünkü biz beyinimizi düzelttiğimiz zaman biz yavan ekmekle de tamamen mutlu kalabiliriz. Buna bir misal ile gelmek istiyorum. Nepaldeki buğday hocaları ömür boyu tek bir iki çeşit yemek yerlerve yüzyirmi senede rahat yaşarlar.

Demek ki yemekler bize önemli olmakla birlikte aslında çok da önemli değildir. 
Yeter ki bizim ruhumuz dingin olsun. Ruhumuz, ruhlarımız sakin olsun. Bunu bize her türlü şekilde vermişler. Ama biz alabilmiş değiliz. Biz veyahut toplum, toplumlar bugün kendilerini yırtıcılıkla vahşilikle bir yere götürmeye çalışıyorlar. Halbuki eskiden bizim dedelerimiz demişler ki iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır. Bende yıllardır diyorum ki çuvaldız batıracaksanız önce kendinize batırın iğneyi başkasına batırın. Dolayısıyla biz bu çuvaldınızı batırmayı çuvaldızı kendimize batırmayı öğrenmediğimiz zamana kadar mutluluk bizi bulamaz. 

- Çevre, toprak, su gibi günümüzde insanlığın en önemli sorunları ile alakalı çalışmalarınız nelerdir, şu anda varolanlar dünyanın hangi yerlerinde ve hangi dillere çevrilmiştir?

- Ben Ziraat Yüksek Mühendisi olduğum için ve iki sene su ve sulamadan yeter not alamadığım için çocukluğunda beynimde hep şu vardı. Acaba ben ne için, ne yaptım?
O zaman bizim okullarda imtihanlar iki türlü şekilde geçilirdi. Yazılı ve sözlü. Ben sözlüden geçemiyordum. Ya hoca bana takmıştı ya da bir şeyler oldu. Onu bilmiyorum ama velhasıl oradan aklımda kalmıştı 2008 senesinde su kitabı, su ve insan sağlığı kitabımı hazırlamaya başladık. "Su ve sulama" kitabına başladığımız zaman insan sağlığı ile ilgili düşünüyordum ki acaba ben yüz sayfa kitap hazırlayabilir miyim. Birinci kitabımız 260 - 270 sayfa oldu. "Bir Damla Su" ismi ile ondan sonra ikinciyi devam ettik. Dijital hazırlığı ve CD'si ile birlikte 450 sayfa oldu. Yine baktık ki suda bir yere varamadık bu sefer üçüncüyü hazırladık. Oldu bin sayfayı geçti. O da toplum ve su üzerine. Dördüncüyü de hazırladık. Biraz daha yüksek seviyeli bilgilerle ondan sonra 2021'de de canlı su ve fonksiyonlu suyu oluşturduk. Çünkü biz eğer canlı ve fonksiyonlu suyu anladığımız zaman suyun dördüncü boyutunu, üçüncü boyutunu biz anladığımız zaman biz bakacağız ki su bize çok gereklidir. Öğretileri fazladır. 

SUYA FIRSAT VERMİYORUZ

Şu an bizim yıllardır Ali Polat olarak konuştuğum ve söylediğim ise 50 bin tonun üzerinde biz deterjan kullanıyoruz. Bu deterjanı dünyada bir yer küremiz var bir tanede kuyumuz var. O da dünyamızın su kuyusudur. Dünyanın suları ona bağlıdır. İçilecek suları. Yer küresi de bizim toprağımızdır. Biz her sene 50 bin tonun üzerinde deterjan maddelerini toprağa veriyoruz. Toprağı zehirliyoruz ve o topraktan da daha sonra güzel bir şeyler istiyoruz. Bizim verdiğimize göre almamız lazım. Dolayısıyla doğa için doğaya önem vermemiz lazım. Her kullandığımız konuda çok önemli noktalar vardır. 

Bir litre kullandığımız yağı eğer suya boşalttığımız zaman o 800 litre suyu kirletiyor. Veya bugün şimdi şehirlerde en önemli konulardan bir tanesi kuyularla bizi şehirin civarında 250 metreden 300 metreden sulamada pompa ile yukarı çekiyoruz ve insanlara veriyoruz. Halbuki suyun kendi kendini temizleme süresi biz kullandıktan sonra minumum altmış sene ile yüz sene arasındadır.

Biz suya fırsat vermiyoruz ki kendisini temizlesin. Biz çıkarıyoruz ki onu suni yollarla temizlemeye çalışıyoruz. O temizlikte haliyle eksikliklerini bize veriyor.

Bizde alıyoruz. Bu sefer onu alıyoruz içiyoruz ve şu an elimizde olan kitap ise atmosferden, doğadan, havadan, sudan ve topraktan insana geçecek hastalıklar ki bunların yaklaşık elli çeşittir. O kitabı hazırlamaktayız insanımıza, dünya insanlarına.

- Salgın hastalıklar devletler arası şiddetlenen krizler ülkemizi ve diğer ülkeleri, milletleri nasıl etkiliyor?

-Ben on senedir karar vermiş bulunuyorum. Amerika'ya hiç gitmemiş olacağım. Avrupa'ya da adım adım karar veriyorum gitmemeye. Çünkü Ali Polat olarak yeni çıkardığımız Kur'an - ı Kerim Ayetleri Kitabımızda ingilizcesi'nde yazıyor ki günün birinde altı yediyüz sene önce Portekizli'ler dünyada bir numaraydılar. Şimdi çok küçük bir ülke haline gelmişler. Hollandalı'lar dünyayı kasıp kavurmuşlar. Şu an çok küçük bir ülke olmuşlardır. Belçikalı'lar dünyanın en vahşi insanları olmuşlar. Afrika'da dünyanın çeşitli yerlerinde insanları çok ölümlere götürmüşler. Şu an çok küçük bir ülke olarak kalmışlar. 

BİR YERDE İNSANLARIN AHI VARSA....

Şimdi Amerika veya Almanya'ya baktığımız zaman görüyoruz ki eski Yugoslavya'da neler yaptılar. Dolayısıyla bunlara baktığım zaman bunu yapan insanların tümünden tiksiniyorum, iğreniyorum. Dünyamıza zarar verilmiş noktada. Düşünüyorum ki acaba niçin, neden? Ali Polat olarak bir şeye inanıyorum ki bir ah dünyada hiç yerde kalmaz. Eğer bir yerde bir insanların ahı varsa o atmosfere dağılıyor ve o ah herkesi bire birde etkiliyor. Dolayısıyla biz burada insanca yaşamayı öğrenemedikten sonra ister dünya ülkeleri, ister bizler herkesi kendimiz gibi görmedikten sonra dünyanın düzelebilme şansı yok. Maalesef. 

VİETNAM, AFGANİSTAN, İRAN - IRAK SAVAŞI...

Bizi şimdi lütfen düşünün 1960'dan beri bu Amerikan Hükümeti ben Amerikan halkına büyük bir saygım duyuyorum dünya insanlarının halklarına saygım var konuştuğum sadece hükümetlerle ilgili. Amerikan Hükümeti 1960 yıllarda neler yaptı Vietnam'da 27 sene boyunca. Tarihe lütfen bakılıp araştırılsın. Bunlar yok değil. 27 sene oradaki insanlara yapılanlar ve insanlıkları zarara uğradı. Öldürdüler onları ve daha sonra Afganistan'a geldiler. Afganistan'dan sonra 1992'de Irak'la, İran savaşına sebebiyet verdiler.  Oradan sonra Libya'nın savaşına oradan sonrada Suriye'nin konusuna bunların hepsini güya demokrasi var diye yalancı demokrasi var diye demokrasiye gerek yok ki insana insanca hakkını verin demokrasi oradadır zaten. 

Başka insana müdahale etmediğin zaman senin eğer topluma zararlı bir iş yapmıyorsan sen ne için nereden öğretmen oluyorsun sen zaten geçmişin senin kanlarla dolu. Bugün'ün Amerika'sını oluşturanlar oraya gittiği zaman Kızılderili'lerin hepsini öldürmüş dolayısıyla ben bu sebepten dolayı ne Amerika'nın medeniyetinde moderniteliğin veya şimdi Amerika'nın bugün bizim ülkemize baktığımızda görüyoruz ki tüm gençlerimiz hepsinin dileği onların da oralarda gitsinler ama rahat olmasınlar.

 Çünkü onlarda bu tuzağı koyuyorlar bize o tuzağı kurdukları zaman biz ne yapıyoruz biz gençlerimizi okutuyoruz. Parlak gençlerimizi gelip işaretliyorlar ve o parlak gençlerimizi elimizden alıp götürüyorlar. 

Dünyada ne oluyor gidiyor bizim profesörümüz Almanya'da mucit oluyor. Peki ülkemizde olsaydı ne olurdu demek ki biz insana öncelik olarak saygı duymamız lazım, insana saygı duymamız lazım ki hiç kimseyi küçümsememek lazım dolayısıyla böyle yaptığımız zaman dünyaya eğer örnek olursak yanımızdaki kötülükler ve iyilikler hepsi bulaşıcıdır. 

Dolayısıyla bugün ki geçmiş yirmibeş senede dünyada kötülükler bulaşıcılığını çoğaltmış, sadece iyilikler azalmış.Ümidim odur ki kötülükler azalıp, iyilikler hızlıca çoğalsın.

İNSAN HAKLARINA KURAN-I KERİM'DEN BAKMAK

- Bu özel kitap ve kitapçık çalışmalarını tamamen kendi sermayeniz ile yapıyorsunuz ve cezaevleri başta olmak üzere, üniversiteler ve halk kütüphanelerine herhangi bir karşılık beklemeksizin yaptığınız bu sosyal sorumluluk projesi çerçevesinde ulaştırıyorsunuz bunun için neler söyleyeceksiniz?


Efendim şimdi biz eğer insan haklarına Kuran-ı Kerim'de baktığımızda sizler hepiniz hatırlayacaksınız ki biz kurban kestiğimiz zaman kurbanın üçte biri bizimdir.

Yani sülse Arapçası. Üçte biri. Bu Kuran-ı Kerim'de buna direk yok ama işaret vardır. Senin malının da üçte biri kendinindir. Sen eğer kazandığın on liran varsa yaşlandın ise bunun yüzde altmış yedisi senin ailen, hanımın, çocuklarınındır. Yüzde otuzüçü kendinindir bu otuzüçünü iki şekilde sen harcayabilirsin.

Ya kendin harcarsın veya bırakırsın vasiyet edersin harcarlar. Ama bizim ülkemizde bunu insanlarımız az yapıyorlar. Ben sadece servetimin yüzde 33'nü harcıyorum.

Çünkü ben istiyorum ki dünyayı terk ettiğim zaman benim bir kuruş param bu dünyada kalmamış olsun. Çoluk çocuğumun da hakkı onların. Dolayısıyla kendi hakkımı harcıyorum. Buradan da tüm ülkenin zenginlerine, imkanı olmayan insanlarımıza, herkese sesleniyorum yüzde 33'ünü malınızın yüzde 33'ünü ne kadar azsa veya çoksa başkalarının sağlığı için harcamaya çalışsa bizim ülkemiz adeta cennet olacaktır. Sağlamayan insanlar için Hz.Muhammed der ki; bir hadis söylemek isterim o da şudur; "Harcadığın para senin bıraktığın paranın, malın vebali senindir." Yani sen evladına bıraktığın zaman evladın bir tane kötü iş yaparsa sen öldükten sonra onun kötülüğü de sanadır. Dolayısıyla eğer bu lafa İslamiyetin bu kuralına inanıyorsak toplumun yüzde doksanının rahatlığını sağlamış olacağız. İnancım budur. 

YARDIMLAŞAN TOPLUM MUTLU OLUR

- Gençlerimiz ve dünya gençliği ile ilgili düşünceleriniz nelerdir, mesajınız ne olur?

Benim dileğim şudur ki, gençlerimizin beyini hapishanelere girmemiş olsun. Hangi hapishaneye, kendi dünyasında yarattığı hapishaneye.

Biz gençlere iyi, kötü şunu yap bunu yap yol vermemiş olalım. Onları serbest bırakalım. Onları izleyelim. Onlarla arkadaş olalım. Onlara doğru olanları öğretelim.

Her zaman doğru olanları öğretelim. Öğrettiğimiz zaman gençler kendi yollarını bulacaklar bir de onları insanı öğretelim. Yani bu kendisi değildir başkalarına faydalı olmayı öğrettiğimiz zaman sizin oğlunuz, sizin kızınız başkasına yardımcı olacak. Muhakkak olacak. Başkasının oğlu kızı size yardımcı olacak bu yardımlaşma ile toplum mutlu olacaktır. Dünya gençliğine biz bir şey veremiyoruz dünyadaki insanlar her ülke kendi kurallarına göre hareket ediyor. Ama benim en büyük dileğim şu ki; mutlu olmak istediğim en yüksek seviye şu ki, benim ülkemde uyuşturucu bağımlısı olmasın, benim ofisimde taksim civarında. Ben her gün burada, çevredeki gençleri gördüğümde bütün dünya gençleri adına hem utanıyorum , hem üzülüyorum, hem gerçekte içimde ağlıyorum gençler için biz ve bu konuda bu gençlerden bu şekilde para kazananlarında Allah cezasını versin. Allah onların her zaman cezasını verecek. Verecektirde.  

Biz olayları genelleştirdiğimiz zaman gençlerimize insanlarımıza çok bir şey veremiyoruz. Tek tek noktasal üzerinde gitmek gerekiyor. Bazen belki birebir.

Programımızı hayatta biz düzenler isek hayatta herşeye yolumuz vardır. Ali Polat olarak benim 5 ülkede 100'den fazla kitabım var.

130- 140 saatlik sesli CD'lerimiz var. Medeniyet Evi olarak yirmi otuz tane posterlerimiz var. Bu posterlerin her birine bir ömür yetmez.

Ali Polat nasıl yetiştirmiş? derseniz, program yaptığın zaman konsantrasyon sağladığın zaman beyinini dağıtmadığın zaman. Tek bir konu yerine iki üç konuya konsantre olduğun zaman sen hiçbirşey yapamıyorsun. O yüzden birinde ağırlığın olsun. 

Son Güncelleme: 25.04.2021 23:55
Anahtar Kelimeler:
Medeniyet EviAli Polat
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.