Bir kadın hakları devrimcisi | Merkez Efendi

Biz onu mesir macunuyla ve şifa olan kuyusu, nefis terbiyesindeki irşad vazifesindeki kabiliyeti ve derin ilim sahipliğiyle tanıyorsak ta o aynı zamanda devrinde kadınların ilim ve sosyal hayata eşit katılmalarını temin etmeye çalışmış bir Mürşid olarak ta hatırlanmalı. 

09 Temmuz 2021 Cuma 07:47
Bir kadın hakları devrimcisi | Merkez Efendi

Bir kadın hakları devrimcisi olarak Merkez Efendi
 

Kadriye Koca

İstanbul Zeytinburnu ilçesi sınırları içinde kalan Merkez Efendi Külliyesi, 16. Yüzyılın en itibar edilen Külliyelerinden biridir. Bugün Merkez Efendi Tekkesi olarak anılan Külliye bir pir makamı olmamasına  ve onun vefatından sonra çevre yapılarıyla geliştirilmesine rağmen o günden bugüne ziyaretçileri eksik olmayan bir türbe ve müştemilattır.
 
Merkez Efendiyi öne çıkaran birincilikle bitirdiği medrese eğitiminden sonra gönül ilim ve inkişafında da takdire şayan bir kabiliyet cezbetmesi ve bunun bütün devrin tasavvuf büyükleri ve alimleri tarafından da teslim edilmesidir. 
Bir rivayete göre 15 yıl süren Bursa’daki eğitimini Veliyüddin Medresesinde tamamlayarak Hızır Beyzade Ahmet Paşa’dan ders aldıktan sonra memleketi Denizli Leylekler Kavağı semtine dönerek eğitim vermeye başlamıştır. 

Medresede Kızlı Erkekli Eğitim

Memleketinde ilim ve irşad çalışmalarına başlar, medresede  kız ve erkek öğrencileri aynı yerde okutması halkın tepkisine neden olur, saraya şikayet edilir. Hemşehrilerinden bu davranışı dolayısıyla horlama, şiddet ve kötü muamele de gören Merkez Efendi İstanbul’a çağırılır. Onun İstanbul serüveni böyle bir tecrübeden sonra başlar. 

Vakfının idaresini kız evlada bırakıyor

16.yüzyılda geleneksel değerlerin sosyal ekonomik hayata hakim olduğu bir zamanda Merkez Efendinin tabiri caizse kadınlara verdiği değeri Vakfının İdaresini kız erkek ayırımı yapmadan evlatlarına bırakmasından anlıyoruz. Döneminde kız evlatlarının idari kadrolardan uzak tutulduğu bir çağda o vakıf senedinde kız ve erkek ayırımı yapmadan çocukların en büyüğüne bıraktığını ifade etmiştir. 1552 yılında tanzim edilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı Arşivindeki Merkez Efendi Vakfiyesi 623 numaralı defterin 329.sayfasının 333. Sırasında kayıtlıdır. 

Vakıf idaresini kız erkek ayırımı yapmadan çocukların en büyüğüne bırakması dikkat çekicidir. Vakfiye metni Bakara suresinin 181. Ayetiyle bitmektedir. ‘Kim vasiyeti işittikten sonra değiştirirse böyle davranmanın günahı yalnızca onu değiştirenedir. Doğrusu Allah herşeyi işitendir, herşeyi bilendir’ şeklinde kayıt edilmiştir. 
Merkez Efendi, çevresine toplanan ilim irfan irşad halkası ile külliyesinde zamanının devrimcisi gibi kadın ve kızlara eğitim vermek ve yönetim hayatına katmak için bu uygulamaları hayata geçirmiş, döneminin değerlerinden farklı bir tutum sergilemiştir. 

Merkez Efendi Kimdir?

Musa Muslihiddin’den Merkez Efendiye

Eya alemlerin şahı, tecelli kıl, teselli kıl
Gönüllerir burcunun mahı, tecelli kıl, teselli kıl
Ciğerden eylerim feryad, bu benlik davasından dad
İkilikden kılıb azad, tecelli kıl, teselli kıl, 
Döküp göz yaşı her an kim inayet kıl Rahim bize
Cemalinden idüb ihsan, tecelli kıl, teselli kıl
Habibine bizi kıl yar, muhabbet şemine uyar
Eya leyla sıfat-dildar, tecelli kıl, teselli kıl
Bu kulun Merkezi candan, yine ister seha senden 
Açup hüsnün nikabından, tecelli kıl, teselli kıl

Topkapı Sarayı Kütüphanesi Hazine Kitaplığı 1263 numarada kayıtlı Şaka’ik-i Nu’maniye isimli eserde Hızır Beyzade Ahmet Paşa’dan ders alırken gösterilmektedir. 

Mahmut Celalettin el-Hulvi; O vücud dairesinin merkezi; şehadet ve kayıtlar aleminden daima uzak kalan azizler taifesinin kutbudur’ demiştir onun için….

1460’da Germiyan İli(Kütahya) Denizli sancağına bağlı Sarımahmutlu köyünde doğdu. Devrin din alimlerinden olan babasından ilk eğitimini aldı. Tahsiline İstanbul’da Hızır Beyzade Ahmet Paşa’dan ders alarak devam etti. Medrese eğitiminden sonra Denizli Leylekler Kavağı semtine dönerek kadın ve erkeklere ilim tahsilinde yol gösterdi. Aynı ders halkasında kadın ve erkeklere ders verdiği için padişaha şikayet edildi. Bu vesileyle Denizli’den ayrılıp İstanbul’un yolunu tuttu. 
Kuvvetli hadis ve fıkıh bilgisine rağmen medrese ilimlerinden tatmin olmayıp gönlünde tasavvufa temayül oluşur. Amasya ve Karaman’a intisap etmek istediği Habib Karamani’nin ‘senin şeyhin henüz postnişin değildir’ diyerek irşadının başkasının elinden olacağına işaret eder, kisve giydirir, vaaz icazeti ve Muslihiddin lakabını vererek onu İstanbul’a gönderir. 

İstanbul’da başta Ayasofya olmak üzere çeşitli camilerde vaazlar verir. Bir süre sonra Etyemez tekkesi şeyhi Mirza babadan kemer kuşanıp bu tekkede riyazetle meşgul olur. İstanbul’un tasavvuf aleminde birçok isimle tanışmasına rağmen kendisine ‘vahdeti vücuda inandığı, sema ve devranla zikrettiği ve cezbeye kapılıp naralar attığı söylendiği için Halvetiyye tarikatının şeyhlerinden Sümbül Sinan Efendiden uzak durur. 
Ancak rüyasında hücresinin kapısına gelen Sümbül Efendi'nin içeri girmesine mani olmak için kapı arkasına eşya yığdığını, fakat şeyhin engelleri yıkarak içeri girdiğini görür. Uyanır Sümbül Efendi'nin müridlerinden birine rüyasını anlatır. Bunun manevi bir davet olduğunu anlayıp Sümbül Efendi'yi ziyaret etmeye karar verir. 

Sümbül Efendi de o sabah erkenden hırka giydirmek üzere hazırlıklara başlamıştır. (Hırka giydirmekle mürşid ile mürid arasında irtibat kurulmuş mürşidin rehberliği vurgulanmış ve müridin mürşide itaat edeceği taahhüd edilmiş olur. 

Sümbül Efendi'nin müridleri bu hırkanın kime hazırlandığını merak ederlerken içeriye derviş olan dostu ile birlikte girer, Sümbül Efendiye intisap eder, Halveti tacı giydirilir. 

Sümbül Efendi yanında Seyr-i Sülukunu tamamlayarak hilafet alır, Aksaray’daki Koğacı Dede Tekkesi'n'e vazifelendirilir. 
Bütün bu seyr-ü sülük yolunda bir gün mürşidi Sümbül Efendi müridlerine  ‘mümkün değil amma bu dünyayı siz yaratmış olsaydınız nasıl yaratırdınız?’ diye sorar, Müridler farklı farklı izahlar yaparken o ‘Alem o kadar mükemmel yaratılmış ki, hiçbir değişiklik yapmaz, her şeyi merkezinde bırakırdım’ demiştir. 

Sümbül Efendi bunun üzerine ‘demek herşeyi merkezinde bırakırdın Öyleyse bundan böyle senin ismin Merkez Muslihiddin olsun, inşallah sen de merkezini bulursun’ diye dua eder. 

Günler sonra dergaha gelen bir veli zat Musa Muslihiddin Efendiye ‘evladım siz merkezinizi bulmuşsunuz’ diyerek Sümbül Efendinin büyüklüğüne ve onun müridi olmanın önemine işaret eder. Bu sözden sonra Musa Muslihiddin, Merkez Halife veya halk arasında Merkez Efendi olarak bilinir. 

Manisa’ya uzanan İrşat görevi

Merkez Efendinin Aksaray’da faaliyette bulunduğu dönemde Yavuz Sultan Selim’in başkadını, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan, Manisa’da inşaa ettirdiği Külliye için Sümbül Efendi'den buranın zaviyesine bir halife göndermesini talep eder. 1523 yılında Merkez Efendi külliyenin manevi irşadından görevli olarak vazifelendirilir. 

Merkez Efendinin Manisa’da görevli olduğu sırada Sümbül Efendi hastalanıp yatağa düşer, yerinize kimi layık görüyorsunuz sorusuna taşradan hangi halifemiz önce gelirse seccademiz onundur der. O gece vefat eder, Sabah Şeyhin müridleri dergahın kapısı önünde Merkez Efendiyi Manisa’dan gelmiş olarak bulurlar. Merkez Efendi bir hafta önce işareti alıp Manisa’dan yola çıktığını ancak vardığını belirterek manevi işarete atıf yapar. 

Sümbül Efendi müridlerinden Yakup Efendi rüyasında Merkez Efendinin kürsüye çıkıp vaaza başladığını başındaki sarığın bazen yeşil bazen siyah olduğunu bu sırada birinin yeşil şeriata, siyah tarikata işarettir; bu zatın şeriatı ve tarikatı mamurdur diye bağırdığını görür. Bu rüyadan sonra Sümbül Efendi müridleri Merkez Efendiye intisap ederler. 

Merkez Efendi Ayasofya ve Fatih camilerinde vaazlar verirken Evliya Çelebi’nin eserinde, Şeyh secde ederken bir tenha yerde bir ses işitir; Ya şeyh, Ben şurada yedi bin yıl bir kırmızı renkli sedef lezzetli hayat pınarıyım. Emrinle dünya yüzüne çıkmaya memurun. Cenab-ı Hakk beni humma illetine yakalananlara şifa kılmış, Beni bu hapisten kurtar’

Merkez Efendi ‘Gelin ahbaplar….Şu seccadenin bulunduğu yerde bir kuyu kazalım’diye evvela Şeyh bir ayak tabanı vurur, dervişler ile kuyu kazarak, suya ulaşırlar. Bu şifalı suyun yanına müridlerin gayreti ile camii, tekke ve hamam inşaa edilir. 


Yavuz Sultan Selim’in kızı Kanuni Sultan Süleyman’ın kızkardeşi Şahsultan evlendiği Lütfi Paşa’nın vazifesi dolayısıyla 1533 yılında Karaman’a giderken intisap ettiği Yakup Efendi’ye İstanbul’u sorar; Ondan ‘Merkez Efendiye varasınız’ cevabını alınca İstanbul’a ayak basar basmaz Merkez Efendi'ye biat eder, şeyh mürid  olarak nefsin terbiyesi ile tasavvuf yoluna devam eder. 
Bir gün Sultan Süleyman ziyarete geldiğinde hemşiresini çamaşır yıkarken görünce riyazetin terbiye-i maneviyyenin husule getirdiği neticeden memnun kalır. 

Şah Sultan Şeyh’in ve müridlerinin gayretiyle inşaa edilen sur dışındaki cami ve zaviyeye kandil parası, görevlilere harçlık ve yemek parası vakfeder. 

Kanuni Sultan Süleyman’ın çağının ve çağlar ötesinin Merkezi Merkez Efendiye sevgi ve hürmet beslediği sohbetlerini dinlediği ondan ‘bizim merkez’ diyerek bahsettiği rivayet olunur. Askerin maneviyatını yükseltmek için Korfus adasına yapılan sefere gelmesini bir irade ile emreden Süleyman’ın bu niyeti Merkez Efendiye malum olur, kürside vaaz verirken gaza hazırlıklarına hemen başlayacağını ifade ederek, 1536 yılında askerlerle bu sefere çıkar. 

‘Dehr elinden şerbet-i mevt nuş ile mest’ü methuş olam’

1552 yılında tanzim edilen vakfiyesinde ölümünü zamanın elinden ölüm şerbeti içtiğinden bahisle vakıf idaresini kız erkek ayırımı yapmadan çocuklarının en büyüğüne bırakmıştır. 

Şahsiyeti, sufi olarak yaşayışı, dini ve tasavvufi ilimlerdeki derin anlayışı ile ömrünü zikir, ilim ve taatle geçiren Merkez Musa Muslihiddin Efendi, Kocamustafapaşa Dergahı'nda 23 yıl şeyhlik yaptıktan sonra 1552 yılında 90 yaşlarında ahirete irtihal etmiştir. 
Cenaze namazı Fatih Camiinde devrin şeyhülislamı Ebussuud Efendi tarafından kıldırılmış, ‘dar-ı fenadan geçip gitti fenaya, Merkez’in dairesin nur ide Allah’ dizeleriyle zamana kayıt düşülmüştür. Bazı ehl-i keşf tarafından cenazesinin omuzlardan bir arşın yüksekte alemi ahirete giderken görüldüğü anlatılmıştır. 

Bir rivayete göre Hafsa Sultan’ın bir rivayete göre Bezmi Alem Valide Sultanın yaptırdığı kaynaklarda yer alan Manisa’daki şifahanede Merkez efendinin bir manevi şifacı olarak bulunduğu ve çevresine şifa dağıttığı bildirilmiştir. Ancak bazı kaynaklarda onun bir hekim olduğuna dair rivayetler doğrulanmamış, gönülleri irşad eden bir manevi şifa kapısı olarak kabul edilmesi daha akla uygun gelmektedir. 
Bugün de kadınlar Merkez Efendinin türbesini ve çevresindeki müştemilatı ziyaret ederek onun dua niyaz ve huzur ikliminde şifa aramaktadırlar. 


 

Son Güncelleme: 09.07.2021 11:12
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.