Erkan Baş | Erdoğan aday olmak istiyorsa muhalefet partileriyle görüşecek!

AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adaylığının Anayasa'ya aykırı olduğunu bir kez daha vurgulayan TİP Genel Başkanı, Erdoğan'ın Meclis'e gelerek muhalefet partileriyle görüşmek zorunda olduğunu vurguladı.

25 Ocak 2023 Çarşamba 17:33
Erkan Baş | Erdoğan aday olmak istiyorsa muhalefet partileriyle görüşecek!

Erkan Baş: Lamı cimi yok, Erdoğan aday olmak istiyorsa muhalefet partileriyle görüşecek!

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan seçimler için 14 Mayıs'ı işaret ederken, seçim için geç kalındığını söyleyen ve "Hemen seçime gitmeli bu ucube sistemden bir an önce kurtulmalıyız" diyen Baş, Erdoğan'ın adaylığına ilişkin itirazları bir kez daha dile getirdi. Erdoğan'ın Anayasa'yı tanımadığını ve kendi istediği şartlarda seçim yapmak istediğini kaydeden Baş, hukuksuzluğa karşı mücadele edeceklerini vurguladı.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) alacağı kararların taraflı ve hukuksuz olacağının farkında olduklarını ancak sorumlulukları olduğunu belirten Baş, iktidarın çizdiği alanda siyaset yapmayı reddettiklerini söyledi. "Biz Türkiye İşçi Partisi olarak, bu ülkenin tüm yurttaşların hukuki haklarını sonuna kadar savunacağız" diyen Baş "Bu aday tartışmalarına, kayıkçı kavgalarına, Erdoğan’ın açtığı çukurlara düşerek Saray Rejimi’ni yenmek mümkün müdür? Anayasa'ya, yasalara, kurallara bile sahip çıkmadan Saray'ın çizdiği sınırları kabul ederek buraya sıkışarak, bu ülkeye bu ülkenin insanına nasıl umut verebiliriz?" diye konuştu.

AKP'siz bir gelecek için AKP'nin dayatmalarına karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Baş, yurttaşlara da seslenerek, "Bilsinler ki yalnız değiller" dedi. Sandıktan kaçmadıklarını ancak AKP'nin istediği gibi oyun kurmasına da izin vermeyeceklerini kaydeden Baş, "Erdoğan eğer bu yıl yapılacak seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olmak istiyorsa gelecek Meclis'e, tüm muhalefet partileriyle görüşecek ve bu seçim böyle gerçekleşecek. Bunun lamı cimi yok" ifadelerini kullandı.

AKP'nin dün Meclis'teki komisyonda kabul edilen Anayasa değişikliğine yönelik itirazını da "Siyasal İslamcılarla müzakere edilmez mücadele edilir" sözleriyle yineleyen TİP Genel Başkanı, partilerine yönelik yeni üye ve gönüllü başvurularının da son bir ayda 10 bini aştığını açıkladı.

'HEMEN SEÇİME GİTMELİ VE BU UCUBE SİSTEMDEN BİR AN ÖNCE KURTULMALIYIZ'

TİP Genel Başkanı Erkan Baş'ın açıklamaları şöyle:

"Türkiye deyim yerindeyse dolu dizgin bir biçimde seçime doğru gidiyor. Bugüne kadar TİP’e, bize her sorulduğunda biz hep aynı şeyi söyledik. 'Erken seçim bile geç kalmıştır. Yapılması gereken şey hemen seçim kararı alınmasıdır, derhal seçim kararı alınmasıdır' Biz, bugün de bu sözümüzün arkasındayız. Hemen, acilen seçime gitmeliyiz ve ülkemize ne kadar büyük zararlar verdiğini hepimizin yaşayarak gördüğü bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube sistemden bir an önce kurtulmalıyız.

'TÜRKİYE'NİN SEÇİM SÜRECİNE GİRMESİ, YASALARI RAFA KALDIRMAMIZI GEREKTİRMİYOR'

Bakın burada bir nokta koyabilirim. Bir an önce seçime gitmeliyiz ve bu sisteme son vermeliyiz. Buraya kadar hiçbir sorun yok. Fakat Türkiye’nin bir seçim sürecine girmesi; burada bir Anayasa olduğu gerçeğini, yasalar olduğu gerçeğini rafa kaldırmamızı asla gerektirmiyor. Bu ülkede anayasa var, bu ülkede yasalar var ama bir de Cumhurbaşkanı sıfatı taşıyan bir zat var, Erdoğan var. Diyor ki 'Benim istediğim zamanda benim kararımla benim istediğim kanunlarla benim istediğim partilerin ve adayların girebileceği sözde bir seçim yapacağım' Buna karşı söylenecek tek bir şey var. Erdoğan, sen bizi ayakkabını yalayanlarla karıştırma kardeşim.

Biz senin ayakkabını yalayanlardan değiliz. Açık söyleyeyim. Türkiye bir aile şirketi, hükümdarlığın babadan oğula geçtiği bir kabile falan değildir. Daha açık söyleyeyim burası Dingo’nun ahırı değil! Recep’in çiftliği değil, Tayyip’in cemaati değil, Erdoğan’ın şirketi hiç değil. Biz köle değiliz, maraba değiliz, mürit falan değiliz. Bizi tebaa kendisini padişah sanan gitsin önce yüzüne soğuk su çarpsın kendine gelsin.

'BİZ SENİN BİLDİĞİN MUHALEFETTEN DEĞİLİZ; SİZİ O KOLTUKLARA OTURTAN AĞABABALARINIZIN KARŞISINDA BİLE GERİ ADIM ATMAMIŞ GELENEĞİN TEMSİLCİLERİYİZ'

Biz, vatandaşız. Biz, yurttaşız. Bizi, hepimizi bağlayan bu cumhuriyeti; iyi, kötü, eksik çalıştıran metin de Anayasa'dır. Hem de hileyle, hırsızlıkla değiştirdikleri ama her işlerine geldiğinde 'Bu Anayasa'yı millet yaptı' diye akıl vermeye kalktıklarında hatırlatmak istiyorum. Sen, işine geldiğinde bütün o hilene hurdana rağmen değiştirdiğin Anayasa'yı, 'Millet yaptı bu Anayasa'yı' diyeceksin. İşine gelmeyince etrafından dolaşıyor gibi yapıp Anayasa'yı, yasaları paspas altına alacaksın. Biz de susacağız öyle mi? Bak, Erdoğan’a söylüyorum. Biz senin bildiğin muhalefetten değiliz. Biz, gücünü de sözünü de sadece halktan alan, halka karşı sorumluluğu her şeyin üzerinde tutan ve sizin sizi o koltuklara oturtan ağababalarınızın karşısında bile bir adım geri atmamış, bildiğini söylemekten, inandığını savunmaktan yarım adım geri durmamış bir geleneğin temsilcileriyiz. O yüzden, bugünden sonra da doğru bildiklerimizi söylemekten asla imtina etmeyeceğiz.

'TÜRKİYE'DE KURUMLARIN İÇİ BOŞALTILDI'

Evet, bu iktidar döneminde Türkiye’de kurumların içi boşaltıldı. AKP’lilerin amcaoğulları, dayı kızları başka hiçbir yeteneği olmayan yandaşlar bu kurumlara yerleştirildi ve bu kurumlar bağımsızlıklarını yitirdiler. Ama yine de söylemekten geri durmayacağız. Bu kurumlarda kim çalışıyorsa esas sorumluluğu Tayyip Erdoğan’dan çok halka karşıdır, yasalara karşıdır. Onlar bunun farkında olmayabilirler biz bunu anlatmaya, bunu hatırlatmaya, bunu her seferinde söylemeye farkına varsınlar diye çabalamaya devam edeceğiz.

'YSK'NİN ALACAĞI KARARLARIN TARAFLI VE KANUNSUZ OLACAĞINI BİLİYORUZ'

Yüksek Seçim Kurulu da bu kurullardan bir tanesi. Kağıt üstünde asıl işi ülkede seçimleri düzenlemek ama uzun zamandır biliyoruz ki esas işi Saray’ın gönlünü hoş tutmak olmuş. Elbette ki herkes gibi biz de bunların farkındayız. Alacağı kararların taraflı ve kanunsuz olacağını da tahmin edebilecek kadar bu ülkeyi, bu ülkenin gerçeğini biliyoruz ama bizim burada halka karşı bu ülkede yaşayan Türkiye’de yaşayan, mücadele eden, bu 20 yıllık karanlık bitsin diye dişini tırnağına takıp mücadele eden, evladını eşini sevdiklerini kaybedenlere karşı sorumluyuz.

'HUKUKU, ADALETİ YENİDEN TESİS ETMEK GÖREVİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ VE ASLA BU MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ'

Biz, bu iktidara karşı verdiği mücadelede canını kaybetmiş kardeşlerimize karşı sorumluyuz. Sadece bu iktidara karşı laf söyledikleri için muhalefet ettikleri için teslim olmadıkları için mücadelelerini cezaevinde sürdürmek zorunda kalan arkadaşlarımıza karşı sorumluluğumuz var. Bugün, Anayasa'nın delinmesine, kurumların kafasına göre karar vermesine sessiz kalamayız. Türkiye’de artık hukuk, adalet ve hak aramanın bile zamanı geçti. Türkiye’de hukuku, adaleti yeniden tesis etmek göreviyle karşı karşıyayız ve asla bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

'ERDOĞAN'I HEM SANDIĞA HEM TARİHE GÖMMEK İSTİYORUZ'

Saray Rejimi kendini çok güçlü görüyor olabilir. Kendini, kimilerine çok güçlü gösteriyor da olabilir ama ne kadar manipüle etmeye kalkarlarsa kalksınlar, ne kadar sinsice planlar yaparlarsa yapsınlar biz onların çizdiği alanda sıkışmış bir siyaseti reddediyoruz. Biz Türkiye İşçi Partisi olarak, bu ülkenin tüm yurttaşların hukuki haklarını sonuna kadar savunacağız. O yüzden söylüyoruz, biz Erdoğan’ı yenmek istiyoruz Erdoğan’ı sadece sandığa değil, hem sandığa hem tarihe gömmek istiyoruz, Erdoğan da aday olmaya çok hevesliyse bu ülkede yasalara anayasalara uymak zorundadır. Bu kadar söylüyorum.

'ANAYASA'YA SAHİP ÇIKMADAN BU ÜLKENİN İNSANINA NASIL UMUT VEREBİLİRİZ?'

Yani, istiyorlarsa 50 tane YSK açsınlar, hepsinin içini kendi yandaşlarıyla doldursunlar; Anayasa'da yazan şey ortada, yasalar ortada. Ve hiç kimse ama hiç kimse bunun üstünde değildir, hiç kimse farklı kurallara tabi değildir. O yüzden sevgili arkadaşlar biz bir kez daha ifade ediyoruz. Elimizden gelen her şeyi yapacağız. Türkiye’de hukukun yeniden tesis edilmesi için hukuk mücadelesini sonuna kadar sürdüreceğiz. Buradan da herkese bu memleketin geleceğine dair sorumluluk taşıdığını iddia eden herkese çağrı yapmak istiyoruz, soru sormak istiyoruz. Yani bu aday tartışmalarına, kayıkçı kavgalarına, Erdoğan’ın açtığı çukurlara düşerek Saray Rejimi’ni yenmek mümkün müdür? Anayasa'ya, yasalara, kurallara bile sahip çıkmadan Saray'ın çizdiği sınırları kabul ederek buraya sıkışarak, bu ülkeye bu ülkenin insanına nasıl umut verebiliriz? 

'AKP'SİZ BİR GELECEK İSTİYORSAK İLK ŞARTI DAYATMALARINA KARŞI DİK BİR DURUŞ SERGİLEMEKTİR'

Mesele sadece bir seçim meselesi de değil. Türkiye’nin gelecek yüzyılını kazanmak istiyorsak, AKP'siz bir gelecek istiyorsak bunun ilk şartı, AKP’nin dayatmalarına karşı dik bir duruş sergilemek, AKP’nin oyunlarını bozmaktır. Onların çizdiği sınırlar içerisinde o kısıtlarla AKP'yi yenmek de mümkün olmayacaktır. O yüzden bu ülkede yaşayan tüm yurttaşlara, herkese; hukukun üstünlüğünü, Anayasa'nın önemini ve siyasetin umut verme gücünü hatırlatmak istiyoruz. Biz, hiç kimsenin dayatmasına teslim olmayacağız. Anayasa, yasalar aynı zamanda vatandaşın haklarını da yazar. Yani bu ülkenin yurttaşıysanız sizin haklarınız vardır ve bunlar Anayasa'yla, yasalarla tarif edilir. Bakın altını çizerek söylemek istiyorum; Anayasa'yı çiğnemek, yasaları çiğnemek halkın haklarını gasbetmektir. İşte biz buna izin vermeyeceğiz diyoruz.

'ORTADA AÇIK BİR HIRSIZLIK VAR; GÜCÜMÜZ YETTİĞİNCE 'HIRSIZ VAR' DİYE BAĞIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ'

Şöyle bir örnek vereyim bakın bir hırsızlık gerçekleşiyor, gözümüzün önünde halkın hakları çalınmak isteniyor. Şimdi biz şunu hiç düşünmüyoruz, çok açık söyleyeceğim. Tek başına bizim bu hırsızlığı önlemeye gücümüz yeter mi? Samimiyetle ifade ediyorum, bilmiyorum. Tek başına bizim gücümüz yeter mi bilmiyorum. Ama engelleyemezsek bile bağıracağız ya 'Hırsız var, hırsız var, hırsız var' diye bağıracağız. Belki, hırsızın çalmasını engelleyemeyeceğiz ama komşularımızı uyaracağız. Yardım isteyeceğiz, en kötüsü komşumuzun evinin soyulmasını engelleyeceğiz. Yani ortada açık bir hırsızlık var, biz bunu görüyoruz ama 'gözlerimizi kapatalım görmezden gelelim' diye bekleniyor. Hayır! Gücümüz yettiğince, sesimiz çıktığınca, sesimiz kısılana kadar 'Hırsız var' diye bağırmaya devam edeceğiz.

'PEK ÇOK YURTTAŞIMIZ İSYAN EDİYOR, BİLSİNLER Kİ YALNIZ DEĞİLLER; SONUNA KADAR MÜCADELEYİ SÜRDÜREEĞİZ'

O yüzden, biliyorum pek çok yurttaşımız bu hukuksuzluklara isyan ediyor ama 'Yanımızda kimse yok, desteğimiz yok, ne yapabiliriz ki' diye düşünüyor. Bilsinler ki yalnız değiller. Bakın her gün ama her gün sokaklarda yurttaşlarla birlikte nefes alıp veren bir siyasi partinin temsilcisi olarak söylüyorum. Onlarla birlikte olan bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Biz, milyonlarca insanız. Bu öğrenilmiş çaresizlik, bu baskı karşısında sinmek, vazgeçmek yok. Biz buradayız. Sonuna kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz, her türlü hukuksuzluğa karşı direneceğiz ve bu kapsamda son kez ifade ediyorum. Bakın biz sandıktan kaçmıyoruz, seçimden korkmuyoruz. Hemen yapılmasına hazırız ama biz seçim istiyoruz diye biz bu iktidardan bir an önce kurtulmak istiyoruz diye bu iktidarın türlü türlü hukuksuzluklar yapmasına, istediği gibi istediği şartlarda seçim oyunu kurmasına izin vermeyeceğiz.

'ERDOĞAN ADAY OLMAK İSTİYORSA MUHALEFET PARTİLERİYLE GÖRÜŞECEK, LAMI CİMİ YOK'

Erdoğan eğer bu yıl yapılacak seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olmak istiyorsa gelecek Meclis'e, tüm muhalefet partileriyle görüşecek ve bu seçim böyle gerçekleşecek. Bunun lamı cimi yok.

'AKP 7 BİN 389 GÜNDÜR İKTİDARDA, 'YETER, SÖZ MİLLETİN' DİYOR'

Buraya gelmeden önce hesapladım, AKP, bugün itibarıyla 7 bin 389 gündür iktidarda. 7 bin gün... Yani 20 yıl 2 ay 23 gündür devam eden bir iktidardan bahsediyoruz. Şöyle söyleyeyim; bunlar iktidara geldiğinde ben 23 yaşındaydım, üniversite öğrencisiydim.

Şimdi 7 bin gün geçmiş, 20 yıl geçmiş. Ülkede üzerine çıkıp tepinmedikleri tek bir alan kalmamış. Bu süreç içerisinde binlerce işçi, binlerce kadın hayatını kaybetmiş. Tren kazaları yaşanmış. Öğrenciler, üniversiteler baskılanmış. Memleketin her tarafını tarikatlar, cemaatler sarmış, palazlanmış. Ülkede satılmadık tek bir alan, fabrika, bina arsa kalmamış. Neredeyse Türkiye’de yüzü gülen, geleceğe umutla bakan insan bırakmamışlar. Şimdi, artık öyle bir noktaya gelmişiz ki hiçbirimiz kiralarımızı faturalarımızı karşılayamıyoruz.

Memlekette konuşma özgürlüğü yok. Memlekette grev yapma özgürlüğü yok. İşçilerin grev hakları fiilen iktidar tarafından yasaklanıyor, hukuksuz bir biçimde. Yani toplasanız memlekette dinci bir baskı, yalan dolanla siyaset ve bir de her geçen gün zenginleşen patronlar var. Bir de çıkmış 'Yeter, söz milletin' diyorlar. Bir daha söylüyorum bakın, 7bin 389 gündür iktidardalar şimdi çıkmış 'Yeter, söz milletin' diyor. Yani her şeyi bir tarafa bırakıyorum, insanda azıcık utanma duygusu olur.

20 yıldır insanların evine çöken konut tekellerinin, vergilerimizden semiren teşvik üzerine teşvik alan başta beşlisi olmak üzere çeşitli çetelerin bu ülkenin derelerine, ormanlarına çöken şirketlerin konuştuğu 20 yıldır; sözün hep tarikatlarda, cemaatlerde, orta çağ artıklarında olduğu bu ülkeyi, sadece bunlara ait kılmak için mücadele ettikleri, bütün sözü onlara verdikleri bir sürecin sonucunda 'Yeter, söz milletin' diye utanmazca yeni sözler üretmeye çalışıyorlar.

'ARTIK SÖZ BİZİM'

Açık konuşalım, bugün itibarıyla artık söz bizim. Gençlerin, kadınlar, emekçilerin artık söz. İkizdere’dekiler konuşacak, Kaz Dağları’ndakiler konuşacak. Artık bu ülkede Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri konuşacak, Gezi direnişçileri konuşacak, söz de yetki de iktidar da her şey halkın olacak.

'BU MİLLET ARTIK 'YETER, SARAY'DA SÜRDÜĞÜNÜZ O SALTANATA SON' DİYECEK'

O yüzden AKP için artık perdenin inme vakti geldi. Hani yeter diyorlar ya 'Yeten bir şey varsa o AKP’dir bu memlekette' Eğer 'Yeten bir şey varsa Recep Tayyip Erdoğan'dır, bu ucube Saray Rejimi'dir. Bu millet artık bir şey diyecekse, 'Yeter Erdoğan' diyecek, 'Yeter AKP' diyecek, 'Yeter, Saray'da sürdüğünüz o saltanata son' diyecek!

'BİZE KADER DİYE DAYATTIKLARI BU AŞAĞILIK DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK YALNIZCA BİZİM ELLERİMİZDE'

O yüzden, buradan bu ülkenin emeğiyle alın teriyle geçinen güzel insanlarına seslenmek istiyorum. Yalnızca, canım kardeşlerime seslenmek istiyorum. Farkındayız, çok zor zamanlardan geçiyoruz. Çocuklarımız doğru düzgün beslenemiyor. İnsanlar, en temel ihtiyaçlarını alırken dahi defalarca düşünmek zorunda kalıyor. Kira zamlarının altında ezilmiş durumdayız. Memleketin onurlu hekimleri bas bas bağırıyor. Çocuklar yeterli beslenemediği için gelişim bozuklukları yaşanıyor. Bir yandan tefeci bankalar insanların evlerine çöküyor. Sağlıksız, dayanıksız ilk depremde yıkılacak evlere fahiş fiyatlar konuluyor. Kara kış günü ev sahipleri insanları kapının önüne bırakmak istiyor. Memlekette açlık sınırının daha ilk ayında altında kalan bir asgari ücret var. Emekliler maaşlarını asgari ücretin bile altında alıp açlıkla, sefaletle her gün sınanıyorlar ve bu iktidar 'Ben böyle getirdim, böyle götürmeye devam etmek' istiyorum diyor.

Değerli kardeşlerim; bu ülkenin iyi, güzel, ahlaklı insanları. Bakın şu gerçeği ne olur unutmayın. Biz, azınlık değiliz. Biz bu ülkenin çoğunluğuyuz, biz bu ülkenin yüzde 99’uyuz. Hem kalabalığız, hem sonuna kadar haklıyız. Haklı olduğumuz kadar kalabalık ve çok büyük bir çoğunluğuz. Bize kader diye dayattıkları bu yoksulluğu, bu yoksunluğu, bu aşağılık düzeni, adına hayat dedikleri bu cehennemi değiştirmek yalnızca ve yalnızca bizim ellerimizde. İşte sırf bu yüzden belki de sadece, sadece bu yüzden kurtarıcı olduğunu ilan edenlerden bir kurtulmak zorundayız.

'UMUT ARAYAN BU ÜLKENİN MÜCADELE EDEN İNSANLARINA BAKSIN'

Kendimizden, kendi ellerimizden başka hiçbir kurtarıcı olmadığını bir kez daha hatırlamamız gerekiyor. Bakın, umut arayan, çare arayan, dönüp kendine; yakınındakilere, sokağındakilere, iş yerindekilere, bu ülkedeki milyonlara baksın diyorum. Umut arayan, alın teri için mücadele eden Trendyol kurye emekçisi arkadaşlarıma baksın, umut arayanlar hakkı için mücadele eden ve kazanmanın eşiğine gelen EYT’lilere baksınlar. Bakın grevler Erdoğan yüzünden yasaklanıyor, Erdoğan grevleri yasaklamaya kalkıyor ama işçi kardeşlerimiz Erdoğan’ın yasaklarını yırtıp atıyor, grevlerini yapıyor ve haklarını alıyor. Umut arıyorsak o işçi kardeşlerimizin gözlerinin içine bakmamız gerekiyor. Özetle, umut arayan herkes kendine, çevresine, bu ülkenin işçilerine emekçilerine, gençlerine, kadınlarına, mücadele eden insanlarına baksın.

'HEP BİRLİKTE MÜCADELE EDERSEK BU ÜLKE İNSANCA YAŞANABİLECEK BİR ÜLKE HALİNE GELİR'

Biz Türkiye İşçi Partisi olarak hiçbir zaman halka yalan söylemedik. İnanmadığımız hiçbir şey söylemedik. Bugün de yakın gelecek için bir gül bahçesi vadetmiyoruz. Gelin hep beraber omuz omuza, kol kola duralım, akıllarımızı yüreklerimizi birleştirelim, hep birlikte mücadele edelim, biz mücadele edersek bu ülke insanca yaşanabilecek bir ülke haline gelir. Eğer biz birbirimize güvenir, birbirimizin koluna girersek bu memlekette insanca, kardeşçe eşit ve özgür bir biçimde yaşayabiliriz. Refah içerisinde, mutluluk içerisinde bu ülkenin eşit ve özgür yurttaşları oluruz diyoruz.

'HALKIN KANUNLARI MÜCADELEDE YAZILIR VE NE KAZANIRSAK MÜCADELEMİZLE KAZANIRIZ'

Değerli yurttaşlar, biz TİP olarak enerji kullanımından, emeklilik reformuna, kira ve barınma krizinin çözülmesinden okullarda öğrencilere en az birer öğün ücretsiz yemek verilmesine kadar, ülkemizin pek çok yakıcı sorunu konusunda kanun teklifleri verdik. Nasıl çözülebilir? İstenirse halk düşünülürse, halkın çıkarları temel alınırsa ne kadar kolay çözülebileceğini göstermek için çalıştık.

Şimdi iktidar sanıyor ki onlar şimdi burada çoğunluk ya, biz o kanun tekliflerini alırız, Meclis'in raflarına koyarız, orada dosyalar zaman içerisinde tozlanır. Ancak çok yanılıyorlar canım kardeşim, çok yanılıyorlar. Çünkü biz biliyoruz halkın kanunları aslında sokaklarda yazılır, mücadelede yazılır ve biz ne kazanırsak ancak ve ancak mücadelemizle kazanırız.

O yüzden yurttaşlarımızın elektrik, doğal gaz, su, internet gibi en temel ihtiyaçlarının birtakım patronların para kazanma aracına dönüştürülmesine müsaade etmeyelim diyoruz. Temel bir insan hakkı olarak gördüğümüz enerjiden birtakım şirketler kâr elde edecekmiş. Bu saçmalığa son verelim diyoruz. İnsan haklarını ve doğayı önceleyen bir enerji politikası, bir enerji hakkı mümkündür ve bu kazanılabilir diyoruz.

'AKIL DIŞI BİR DÜZEN VAR, BU DÜZENE SON VERECEĞİZ'

Düşünsenize, gençlerimizi tarikat yurtlarının karanlığına mecbur bıraktıkları, fahiş kira zamları altında kent merkezlerinin yoksullardan, onların deyimiyle söyleyelim arındırıldığı, milyonlarca insanın sağlıksız ve Türkiye gibi deprem riskinin çok yüksek olduğu bir ülkede ilk depremde yıkılacak konutlara mahkum edildiği ama bunun karşısında emlak baronlarının, bankaların, birtakım patronların milyonlarca evi boş tuttuğu akıl dışı bir düzen var. İşte bu düzene son vereceğiz.

'BARINMA FONU OLUŞTURULMASINI VE ÇOK EVİ OLANDAN ÇOK VERGİ ALINMASINI SAVUNUYORUZ'

Konut hakkını Anayasal olarak tanımayacak, devletin sosyal konutlar inşa etmekle mükellef olduğunu tarif edeceğiz. Barınma sorunun çok acil bir biçimde çözülmesi gerektiğini biliyoruz o yüzden derhal bir barınma fonu oluşturulmasını ve bakın çok evi olandan çok vergi alınmasını savunuyoruz. Yani bir evi olanla, yüz evi olanın yurttaşla emlak simsarının bu emlak baronlarının aynı vergileri ödediği hatta o patronların, emlak baronlarının vergilerden muaf tutulduğu üstelik banka kredileriyle halk tarafından finanse edildiği bu akıl dışılığa artık son.

'VERGİ SİSTEMİ SİL BAŞTAN DÜZENLENMEK DURUMUNDA'

Vergi sistemi, sil baştan tümden düzenlenmek durumundadır bu ülkede. Bu ülkenin işçisi, doktoru, öğretmeni, memuru, mühendisi, bütün vergi yükünü bunların omuzlarına yüklemiş bir düzen; öbür taraftan şirketlere, en yüksek gelir grubuna sosyal eşitsizliği daha da bozacak, derinleştirecek her tür imkanı sağlıyorlar. Buna nasıl sessiz kalınabilir? Asgari ücretliden, dar gelirliden, yeni mezundan vergi almadan ama o her gün servetlerine servet katan bir avuç insanı daha fazla vergilendirerek en azından eşitsizliği ortadan kaldırmak mümkündür.

'AZGIN AZINLIĞIN SERVETİNE MÜDAHELE ETMEK GEREKİYOR'

Geçen hafta burada bir rapordan söz ettim, tekrar altını çizeceğim. Türkiye’de sadece 13 kişinin toplam serveti 44 milyon yurttaşımıza eşit. Bu memlekette düzenin bozuk olduğunu anlatmak için başka bir şey söylemeye gerek yok. 13 kişi, 44 milyon insanın servetinden daha fazla servete sahip bu ülkede. Dolayısıyla, bu en zengin yüzde bir var ya AKP döneminde kaymak tabakayı oluşturan, doymak bilmeyen o azgın azınlık; bunların bu ülkenin, yüzde 90’ının 1,5 katı kadar servetine elbette ki müdahale etmek gerekiyor.

'SOSYAL ADALET VERGİSİ' ÖNERİSİ

Bir sosyal adalet vergisi öneriyoruz. Sosyal adalet vergisi, kamuya açık bir biçimde toplumun faydasını gözetecek hizmetlerde kullanılmak üzere konutlar, araçlar, lüks taşıtlar, banka hesapları ve kişisel yatırımların veri alındığı bir biçimde düzenlenecek. Sosyal adalet vergisi, her evi veya bir miktar birikmişi olan bu ülkenin yüzde 99’unu oluşturan yurttaşlarımıza kesinlikle uygulanmayacak.

Tam tersini yapacağız. Bu ülkenin yüzde 99’unun sırtına binmiş o bir avuç azgın azınlığın halktan sömürdüklerini tekrar halka iade edeceğiz.

'SİYASAL İSLAMCILARLA MÜZAKERE DEĞİL MÜCADELE EDİLİR'

Elbette memleketin içinde bulunduğu durum öfkemizi büyütüyor. Çok acil bu hafta yaşanan gündemler var, onlarla bitireceğim. Bir tanesi, Saray Rejimi; dün kadınları nesneleştiren, bölen, suni gündemler yaratan ve artık tek kelimeyle seçim yatırımına dönüşmüş Anayasa değişikliğini küçük ortağıyla birlikte komisyondan geçirdi. Bizim bu konuda başından beri tavrımız çok net. Hiç değişmedi, değişmesine de ihtiyaç duymuyoruz. Anayasa'yı tanımayanlarla Anayasa yapılamaz. Siyasal İslamcılarla da müzakere değil mücadele edilir diyoruz.

'SUÇ İTTİFAKI DAĞITILACAK, HEPSİ YASLANDIKLARI SARAYLA BİRLİKTE TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNDE YERİNİ ALACAK'

Dün Meclis'te bir utanç yaşadık. Bir gazeteci arkadaşımız, işini yapmaya çalıştığı sırada, sadece soru sorduğu için hem sözlü hem fiziki şiddete maruz kaldı. Gerçekten Meclisimize yakıştıramıyoruz ama MHP’ye çok yakışıyor, hiç şaşırtmadığını söylemem lazım. Dünden bugüne Türkiye siyasi tarihinde nefret diliyle, şiddetle ve mafyayla anılan bu harekete en yakışan cevabı yakında Türkiye halkının vereceğini düşünüyoruz. Bu suç ittifakı mutlaka dağıtılacak, hepsi yaslandıkları bu Sarayla birlikte tarihin çöplüğündeki yerini alacaklar. Bu vesileyle gazeteci arkadaşımıza da geçmiş olsun dileklerimizi iletmek istiyoruz.

'İNŞAAT İŞÇİSİ ARKADAŞLARIMIZIN SONUNA KADAR YANINDAYIZ'

Son gelen bilgi, Diyarbakır’dan inşaat işçisi kardeşlerimiz bize ulaştılar. Geçtiğimiz hafta bir iş bırakma eylemiyle seslerini duyurmaya çalıştılar. Günde ortalama 12 saat çalışan inşaat işçileri, günlük 600 lira sabit yevmiye, kaldıkları şantiyede de insanca barınma ve beslenme koşulları için mücadele ediyor. İnsanca barınma ve beslenme koşulları için bu ülkede işçiler mücadele etmek zorunda kalıyor. Biz inşaat işçisi arkadaşlarımızın sonuna kadar yanında olduğumuzu ifade edeceğiz.

'SON BİR AYDA SAYISI 10 BİNİ AŞAN YENİ ÜYE VE GÖNÜLLÜLERİMİZE HOŞ GELDİNİZ DEMEK İSTİYORUM'

Son olarak geçtiğimiz hafta paylaşmıştım, partimize yoğun başvurular oluyor diye.  Bu hafta artarak devam ediyor paylaşmazsam eksik bırakırım. 'Olmaz bu iş' diyenlere, 'Bu ülkede umut yok' diyenlere karşı umutla inatla ve inançla her gün parti binalarımızı dolduran; bugün itibarıyla son bir ayda sayısı 10 bini aşmış yeni üye ve gönüllülerimize bir kez daha hoş geldiniz demek istiyorum.

Ülkemizde basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına dönük saldırılardan rahatsız olduğu için partimize İzmir’den katılan Ayten kardeşim, 'Hukuku, Anayasa'yı ayaklar altına aldıkları bu karanlık dönemde TİP’le birlikte mücadele etmek istiyorum' diyen avukat Cansın kardeşim, 'Sosyalizmi yaygınlaştırmak için ben de bir adım atmak istiyorum' diyen Eskişehir’deki öğrenci kardeşim Diren, parti üye formuna 'Hakkımı almak için üye olmak istiyorum' diyen Antepli işçi kardeşim İzzet Can ve doğal olarak buradan adını sayamadığım, sayamayacağım ama bu Saray saltanatını tarihin çöplüğüne omuz omuza göndereceğimiz ellerini bir kez olsun bırakmayacağımız binlerce kardeşime yeni yoldaşlarımıza hoş geldiniz diyorum. Taptaze bir güç, umut oldunuz bize. Düne kadar açık söyleyeyim daha çok inatçı idik. Şimdi hem inatçıyız hem kararlıyız ve artık biliyoruz mutlaka başaracağız. Hepimize kolay gelsin diyorum."

Son Güncelleme: 25.01.2023 17:40
Anahtar Kelimeler:
TıpErkan Baş
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.