Çölleşme 1,5 milyar insanın hayatını doğrudan etkiliyor
Sürdürülebilir üretim ve tüketim temasıyla dikkat çeken bu önemli günde TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, ‘Toprak yaşamdır’ diyerek verimli tarım arazilerimizin çölleşmesi riskine karşı tedbir almanın, hem bugün hem de gelecek kuşakların haklarını korumak için hepimizin sorumluluğu olduğunu vurguluyor. Ataç, çölleşme ve kuraklıkla mücadele çalışmalarında; sürdürülebilir tarım arazi kullanımının sağlanması, bozuluma uğramış arazilerin restorasyonu, bireysel olarak tüketim alışkanlıklarımızın değişmesi, doğaya olan yükümüzün azaltılması ve gıda israfının engellenmesi konularında herkesi üzerine düşeni yapmaya çağırıyor.
Bu yıl “sürdürülebilir üretim ve tüketim” temasına odaklanan Dünya Çölleşme ve Kuraklık ile Mücadele Günü’nde TEMA Vakfı, sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasının ve tahribata uğramış tarım arazilerinin rehabilitasyonunun hepimizin görevi olduğunu belirterek herkesi yalnızca bugün için değil, aynı zamanda geleceğimiz için sorumlu davranmaya davet etti. Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi’nde yapılan tanımda da belirtildiği gibi çölleşmenin kuraklık ve kurak alanlarla doğrudan ilişkili olduğunu ve bu sebeple bugünün artık Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele günü olarak adlandırıldığını belirten TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, kuraklık riski altındaki alanların aynı zamanda çölleşme riski altındaki alanları da ifade ettiğini belirtirken; çölleşmenin iklim krizi, erozyon, toprak bozulumu, biyolojik çeşitlilik kaybı ve tarım arazilerinin tahribatı gibi birçok konu ile doğrudan ilişkili olduğunun altını çizdi. Ataç, nüfus artışı ve benzeri görülmemiş tüketimin başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıklar üzerinde baskı yarattığını, 2050 yılında sadece gıda ihtiyacının karşılanması için iki Hindistan büyüklüğünde (yaklaşık 600 milyon hektar) ilave tarım arazisine ihtiyaç duyulacağını belirtti.
Konuyla ilgili konuşan Deniz Ataç; “Bugün dünya nufusunun 1/3’ü kurak bölgelerde yaşıyor ve bu ülkelerin yüzde 90’ı gelişmekte olan fakir ülkeler. Aynı şekilde dünya ekili tarım alanlarının yüzde 44’ü ve yetiştirilen canlı hayvan varlığının yüzde 50’si de kurak alanlarda. Bununla birlikte toprak bozulumu nedeniyle dünyada verim artışı yüzde 10 azalırken, gelecek 10 yılda bu oranın yüzde 2 daha azalacağı ve verimde azalışın 2050 yılında kurak alanlarda yüzde 40’lara ulaşacağı tahmin ediliyor. Öte yandan Dünya’da 821 milyon insan açlık çekerken, gıdanın 1/3’ü (13.3 milyar ton) israf oluyor. İsraf edilen gıdanın ayak izi 1.4 milyar hektara yani dünya tarım alanlarının 1/3’üne denk geliyor. Gıda güvenliği açısından büyük önemi olan kurak alanlar toprak bozulumu nedeniyle verimliliğini kaybediyor. Açlığın önlenmesi ve gıda güvenliğinin sağlanması için tüketim alışkanlıklarımızı da tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor.Örneğin bir kg sebze için 322 litre su gerekirken, 1 kilogram dana eti için 15.414 lite, 1 kg koyun veya keçi eti için 8.763 litre, 1 kg tavuk eti için 4.325 litre su tüketiliyor. Bir ton kumaşın boyanması için 20 ton suya ihtiyaç duyulurken, 1 tişörtün üretimiiçin 2.500 litre su kullanılıyor. Bu nedenle tarım arazisi bozulumu, çölleşme ve kuraklıkla mücadele çalışmalarında sürdürülebilir tarım arazi kullanımının sağlanması, bozulan tarım arazilerinin restorasyonu kadar bireysel olarak tüketim alışkanlıklarımızın değişmesi doğaya olan yükümüzün azaltılması ve gıda israfının engellenmesi konularında herkesin üzerine düşeni yapmasının büyük önemi bulunuyor” dedi. Bugün su varlığının en büyük kısmının (yüzde 74) gıda üretiminde kullanıldığını belirten Ataç, gıda üretimi için suya olan ihtiyacın her geçen gün arttığını ve yapılan tahminlere göre gıda üretimi için 2050 yılında bu ihtiyacın bugünkü kullanıma oranla 3.5 kat artacağını ifade etti.






