Estetik Cerrahide Görünmeyen Tehlike | Hız, Sosyal Medya ve Yanlış Güven
Bir yandan bilim, teknoloji ve cerrahi teknikler baş döndürücü bir hızla ilerlerken; diğer yandan bu ilerlemenin yarattığı görünmeyen riskler, mesleğimizin geleceğini sessizce tehdit ediyor. Bugün bir plastik cerrah olarak beni en çok düşündüren mesele artık “hangi tekniği kullandığımız” değil, hangi hızda ve hangi koşullarda bu işlemleri yaptığımızdır.Estetik cerrahi artık sadece ameliyathanelerde konuşulan bir alan değil. Instagram’da, TikTok’ta, YouTube’da; kısa videolarla, filtreli fotoğraflarla, “öğle arasında burun estetiği”, “hafta sonu liposuction” gibi sloganlarla sunulan bir tüketim nesnesine dönüştü. Bu dönüşümün masum olmadığını her gün poliklinikte görüyorum.

Hız çağında estetik cerrahi
Bugün hastalarımızın büyük bir kısmı kliniğe gelmeden önce kararını çoktan vermiş oluyor. Hangi dolgunun yapılacağına, kaç cc silikon konulacağına, burnun ucunun ne kadar kalkacağına dair net bir beklentiyle geliyorlar. Bu beklenti çoğu zaman tıbbi bir değerlendirmeden değil, sosyal medyada gördükleri “sonuçlardan” besleniyor.Sorun tam da burada başlıyor.Çünkü estetik cerrahi, algoritmaların değil; anatominin, fizyolojinin ve iyileşme biyolojisinin alanıdır. Sosyal medyada gördüğünüz bir sonuç, o hastanın doku yapısı, cilt kalınlığı, yara iyileşme kapasitesi ve hatta genetik özellikleriyle doğrudan ilişkilidir. Aynı işlemi iki farklı kişiye yaptığınızda aynı sonucu elde etmeniz çoğu zaman mümkün değildir. Buna rağmen, hız ve popülerlik baskısı altında bu gerçek giderek göz ardı ediliyor.Kozmetik işlemler “küçük” değildir
Toplumda sıkça duyduğum bir cümle var:“Hocam, zaten bu küçük bir işlem.”
Dolgu, botoks, ip askı, mezoterapi… Evet, cerrahi değildirler. Ancak komplikasyonsuz oldukları anlamına da gelmezler. Aksine, bu işlemler bazen cerrahi operasyonlardan çok daha sinsi riskler barındırır. Çünkü çoğu zaman hafife alınırlar.
Bir damar içine yanlışlıkla verilen dolgu, dakikalar içinde geri dönüşü olmayan görme kaybına yol açabilir. Uygun olmayan teknikle yapılan bir enjeksiyon, cilt nekrozu ile sonuçlanabilir. Bunlar teorik riskler değil; literatürde ve günlük pratikte karşılaştığımız gerçeklerdir.Ne yazık ki son yıllarda bu tür komplikasyonların arttığını gözlemliyoruz. Bunun en önemli nedeni, işlemlerin ehil olmayan kişiler tarafından, yeterli anatomi bilgisi ve komplikasyon yönetimi eğitimi olmadan yapılmasıdır.
Rekonstrüktif cerrahinin gölgede kalması
Bir başka önemli mesele de rekonstrüktif cerrahinin giderek görünmez hale gelmesi. Oysa plastik cerrahinin temel taşı rekonstrüksiyondur. Kanser sonrası doku kayıpları, travmalar, yanıklar, doğumsal anomaliler… Bunlar hâlâ hayatın gerçeği ve bu hastalar hâlâ bizim uzmanlığımıza muhtaç.Ancak sosyal medyada rekonstrüktif cerrahinin “gösterilecek” bir tarafı olmadığı düşünülüyor. Oysa bir hastanın yeniden elini kullanabilmesi, yüzünü aynada tanıyabilmesi ya da sosyal hayata geri dönebilmesi; bir burun estetiği kadar, hatta çoğu zaman ondan çok daha değerlidir.Bugün genç meslektaşlarımın bir kısmının rekonstrüktif cerrahiden uzaklaşma eğilimi göstermesi beni endişelendiriyor. Çünkü bu alan sabır ister, uzun ameliyatlar ister, bazen haftalar süren takip gerektirir. Hız çağında bunlar “verimsiz” görülüyor. Oysa mesleğimizin ruhu tam da burada yatar.Hasta güveni ve hekim sorumluluğu
Bir diğer önemli konu ise hasta-hekim ilişkisinin dönüşümü. Eskiden hastalar hekimin bilgisine güvenir, karar sürecini birlikte yürütürdü. Bugün ise çoğu zaman hekim, hastanın kafasında zaten çizilmiş bir senaryoyu “uygulayan kişi” olarak görülüyor.Burada hekimin duruşu çok önemlidir. Her talep edilen işlemi yapmak, her beklentiye “evet” demek hekimlik değildir. Aksine, bazen “hayır” diyebilmek, mesleki etik ve hasta güvenliği açısından en doğru yaklaşımdır.Ben kendi pratiğimde, uygun olmadığını düşündüğüm bir işlemi yapmamayı tercih ediyorum. Kısa vadede bu bir hasta kaybı gibi görülebilir. Ancak uzun vadede hem hasta güvenini hem de mesleki saygınlığı koruyan şey tam olarak budur.
Gelecek nereye gidiyor?
Önümüzdeki yıllarda estetik ve rekonstrüktif cerrahi daha da teknolojik olacak. Yapay zekâ destekli simülasyonlar, üç boyutlu planlamalar, kişiye özel implantlar hayatımıza daha fazla girecek. Bunlar heyecan verici gelişmeler.Ancak teknolojinin hekimi ikame etmediğini unutmamız gerekiyor. Cerrahi karar verme süreci hâlâ insan tecrübesine, sezgisine ve etik duruşuna dayanır. Bir ekran bize çok şey gösterebilir; ama hastanın dokusuna dokunduğunuzda aldığınız geri bildirimi veremez.Bu yüzden bugün asıl tartışmamız gereken şey şu:Daha hızlı mı olmak istiyoruz, yoksa daha doğru mu?Ben bir plastik cerrah olarak ikinciyi seçiyorum. Çünkü hız geçici, sonuçlar kalıcıdır. Ve biz, insanların bedenleri ve hayatları üzerinde kalıcı izler bırakıyoruz.
Bu sorumluluğu hafife almaya hakkımız yok.Doç. Dr. Övünç Akdemir, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı








