Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu USAK uzmanlarından Osman Bahadır Dinçer, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın dün yaptığı konuşmayı değerlendirdi. Bir yanda çatışma haberleri, ölüm korkusuyla sınırlarımıza yığılan ve sayıları onbini geçen mültecilerin yaşadığı dram, komşumuz Suriye'de yaşananların Türkiye'yi de etkilediğini açıkça ortaya koymakta. Son iki aydır yaşanan kargaşayı özetleyen Türk ata sözü 'At izi, it izine karıştı' tam da Suriye'yi anlatıyor.
Suriye konusundaki Ankara'nın ketum tavrı ve Beşar Esed'in son yaptığı konuşmanın içeriğini Osman Bahadır USAK Gündem için yorumlamış. USAK'ın izniyle aldığımız makalenin adresi yazının sonunda bulunmaktadır. İşte o yazı:
...
Haftalardır beklenen konuşma, nihayet gerçekleşti.
Radikal bir adım atılacağını beyan etmeyen bir konuşmanın bir anlamı olmayacaktı. Nitekim 20 Haziran günü yapılan bu konuşmanın da halk nezdinde herhangi bir anlamı olmayacaktır. Zira uygulanabilir ve kabul edilebilir herhangi bir somut reform vaadi yine dile getirilmedi. Dolayısıyla daha önceki konuşmalardan kategorik olarak bir farkı yok… Esed olayları sadece kendi açısından değerlendirdi. Hatta bugüne kadar olanları da çarpıtarak özetledi. Bütün yaptığı buydu.
Propagandaya Son Sürat Devam…
Son iki haftadır başlatılan kara propaganda hız kesmeden devam ediyor. İran’ın da desteklediği bu sistemli çalışma, hem ülke içinde olup bitenleri çarpıtmayı hedefliyor hem de olayın çözülmesi için gayret sarf eden ülkelerin girişimlerini sabote etmeyi amaçlıyor. Böylelikle mevcudiyetini devam ettireceğini öngören statüko, uluslararası kamuoyuna yönelik de masum rolü oynuyor…
Bu açıdan incelendiğinde Esed’in yaptığı bugünkü konuşma, iç kamuoyuna yönelik pek bir mesaj içermiyor olmasından dolayı oldukça dikkat çekici. Hatta çok net bir şekilde ifade edilebilir ki konuşma, daha ziyade uluslararası kamuoyuna yönelik bir propagandaydı… Kapsamlı bir şekilde başlatılan kara propagandanın devlet başkanı tarafından bizzat yapılmış haliydi.
Esed konuşmasının büyük bir çoğunluğunda iç provokasyonlardan ve provokatörlerden bahsetti. Bugüne kadar çıkan manipulatif haberler de olduğu gibi bütün suçu provokatörlere kesti. Halkı kandırdıklarını ifade etti.
Bu noktada ülkenin mikroplardan arınması gerektiğini söyleyen Esed ne kadar da haklı… Onlarca kışkırtma ülkenin dört bir yanında devam ediyor…
Sokaktaki insanların meşru olanları ve gayr-i meşru olanları var dedi.
Eylemcileri devlet kurumlarına saldırmakla suçladı. Provokatörlerin, meşru talepleri olanların arkasına saklandıklarını belirtti. Dış güçleri suçladı… İran’ı da bu kapsama sokuyor mu acaba? Bunlara ek olarak dış güçlerin halka para verdiğini ve böylelikle sokağa döktüğünü iddia etti. Suriye’ye nüfuz etmeye çalışanlar var dedi…
Bu çok açık…
İran’ı elbetteki bu kategoriye sokmadı.
Zira gerçekten sokmamak da gerekir. İran hatti zatında nüfuz etmeye çalışmıyor çünkü. İran nüfuz etmiş bile… Nüfuz etmemiş olsa, Esed böyle kendinden emin konuşabilir mi? Nüfuz etmeye çalışanlar ise Baas’ın ve İran’ın işini zora sokanlar. O yüzden hedef tahtasına konmuş durumdalar. Esed konuşmasında reform isteği, elde silahla olmaz diyor. Bunun böyle olduğunu barışçıl metotlarla mücadeleleri sürdüren masum halk zaten biliyor. Ancak mevcut rejim elinde silah olmayana silah çekilmeyeceğinin pek farkında değil. Uluslararası kamuoyunun kafası karıştırılmaya çalışılıyor. Zira Esed’in ortaya attığı bütün o iddiaların doğru olup olmadığı uluslararası medya Suriye’ye giremediği sürece net olarak öğrenilemeyecek.
İşte kara propaganda burada devreye giriyor. Esed yönetimi bunu bildiği için uluslararası kamuoyunu kendi üzerinden, resmi haber kanallarından manipüle etmeye çalışıyor. Suriye’de olup bitenlerin dünyaya aktarımı konusunda tekel oluşturmaya çalışılıyor. Kısacası provokasyonların kimin işine yaradığına bakmak gerekiyor.
Muhaberatın çok güçlü olduğu bir ülkede provokatörler nasıl önceden tespit edilemez? Bu soruya cevapları yok, çünkü provokasyonlar kendilerinin bilgisi dışında olmuyor zaten. Bu açıdan bakıldığında zamanlaması açısından çok manidar bir konuşma oldu. Son iki haftadır yaşananlar olmasaydı, bu konuşmada olmazdı. Zira bu konuşmanın gerçekleştirilebilmesi için gerekli alt yapı, bu iki haftalık süreçte daha yoğun bir şekilde oluşturuldu. Onca provokasyon ve şiddet olmasaydı Esed, argümanlarını nasıl temellendirecekti ki kendine göre? Dolayısıyla bu provokasyoınlarn kimin işine yaradığına bakmak gerekiyor. Bu kanlı olaylar neticesindedir ki Esed kendinde meşru müdahale hakkını daha rahat bulabiliyor. Ya da dünyaya eli silahlı çetelerle mücadele ettiğini söyleyebiliyor. Konuşma yapmak için bugüne kadar neden beklendi sorusu böylelikle cevap bulmuş oluyor. Uluslararası kamuoyunu yumuşatıp, muhtemel müdahaleleri geciktirip sıyrılmaya çalışıyorlar. Bu arada da istikbal vaat eden genç beyinleri fark ettirmeden birer birer ortan kaldırıyor ki ilerleyen yıllarda halk yine bilinçlenemesin ve organize olamasın… Havada Kalan Reform Vaatleri Beşşar Esed konuşmasında bazı reformlardan da bahsetmedi değil. Genel affın kapsamının genişleyeceğinden dem vurdu, seçimlerin Ağustos’ta yapılacağını ifade etti, mili bir diyalog çalışması başlatacaklarından bahsetti. Verdiği sözler halkı ikna eder mi? Edeceğini düşünmek pek mantıklı değil. Zira yıllardır reform vaatlerinde bulunup da bir adım atmayan rejime insanlar neden güvensin ki? Bir de hala somut bir adım atılmış değil. Reform yapma iradesi ve arzusu olan hemen yapar. Beklemenin anlamı nedir anlamak gerçekten zor. Rejimi bugün reform yapmaktan alıkoyan şey nedir acaba? Yoksa zaten yapmayacaklar da top çevirerek vakit kazanmaya mı çalışıyorlar? Dünyadaki birçok diktatör de böyledir zaten.
Reform yapacağız söylemleri ile onlarca yılı geçiştirirler. “Vatandaşlarım Hala Beni Seviyor” Esed hala halktan sevgi ve saygı gördüğünden bahsedebiliyor. Mücadelesinin haklı olduğunu savunabiliyor. Madem haklı bir mücadele var ortada, madem eli silahlı çetelerle savaşılıyor, madem abartıldığı kadar olaylar büyük değil, neden ülke uluslararası basına kapalı? Neden bu kadar çekiniliyor?
Çavuçesku, gitmeden önce de on binleri Bükreş’te lehine gösteri yapmak için toplayabiliyordu. Bu zor bir mesele değil. Tehditle ya da parayla kolaylıkla yapılabilecek bir durum. Milli bir diyalogdan bahsediliyor. Bir diyalogun olabilmesi için karşı tarafında diyalogdan yana olması gerekir. Halkın ya da muhalefetin de, bir noktaya varılabileceğine inanmış olması gerekir. Ancak rejimin neden hemen şimdi reform yapmadığını açıklayamadığı bir ortamda olumlu bir tavırla karşılanması mümkün değil. Hala “reform tasarlıyoruz, şunu düşünüyoruz, bunu planlıyoruz” gibi açıklamalar geliyor.
Neden somut bir adım hemen atılmaz? Çünkü öyle bir niyetleri yok… Baas’ın kemikleşmiş yapısı devam ederken, İran’ın etkisi sürerken, halkın kılcallarına inen muhaberat yerinde dururken reform yapmak istemezler yapamazlar da… Aslında böyle bir diyalogun kurulamayacağını Esed de biliyor ancak yarın öbür gün “ben diyalog çağrısında bulundum ama onlar kabul etmedi” diyebilmek için kendince ‘iyi niyet’ gösteriyor. Şeffaf bir medyadan bahsediliyor.
Medya halkın gözü ve kulağı deniliyor, sanki medya gerçekleri yansıtıyormuş gibi… Seçimlerin tarihini verdi… Mevcut durum devam ederken Suriye’de her gün seçim olsa ne olur? Eleştiriye tahammül olmadan, farklı siyasi oluşumlar olmadan, sağlıklı işleyen bir medya yokken, seçim olsa da sonuç değişmez. Şeffaf, hilesiz ve hurdasız bir seçimin yapılabilmesi için değişmesi gereken o kadar çok şey var ki! Peki, bütün bu olup bitenlerin karşısında Türkiye’nin tavrı nasıl olmalı? Bu soruya da bir sonraki yazıda cevap bulmaya çalışacağız.
USAK GÜNDEM'DEKİ YAZININ ORJİNAL METNİNE BURAYA TIKLAYARAK ULAŞABİLİRSİNİZ
Suriye konusundaki Ankara'nın ketum tavrı ve Beşar Esed'in son yaptığı konuşmanın içeriğini Osman Bahadır USAK Gündem için yorumlamış. USAK'ın izniyle aldığımız makalenin adresi yazının sonunda bulunmaktadır. İşte o yazı:
...
Ve Esed Konuştu!
Haftalardır beklenen konuşma, nihayet gerçekleşti.
Radikal bir adım atılacağını beyan etmeyen bir konuşmanın bir anlamı olmayacaktı. Nitekim 20 Haziran günü yapılan bu konuşmanın da halk nezdinde herhangi bir anlamı olmayacaktır. Zira uygulanabilir ve kabul edilebilir herhangi bir somut reform vaadi yine dile getirilmedi. Dolayısıyla daha önceki konuşmalardan kategorik olarak bir farkı yok… Esed olayları sadece kendi açısından değerlendirdi. Hatta bugüne kadar olanları da çarpıtarak özetledi. Bütün yaptığı buydu.
Propagandaya Son Sürat Devam…
Son iki haftadır başlatılan kara propaganda hız kesmeden devam ediyor. İran’ın da desteklediği bu sistemli çalışma, hem ülke içinde olup bitenleri çarpıtmayı hedefliyor hem de olayın çözülmesi için gayret sarf eden ülkelerin girişimlerini sabote etmeyi amaçlıyor. Böylelikle mevcudiyetini devam ettireceğini öngören statüko, uluslararası kamuoyuna yönelik de masum rolü oynuyor…
Bu açıdan incelendiğinde Esed’in yaptığı bugünkü konuşma, iç kamuoyuna yönelik pek bir mesaj içermiyor olmasından dolayı oldukça dikkat çekici. Hatta çok net bir şekilde ifade edilebilir ki konuşma, daha ziyade uluslararası kamuoyuna yönelik bir propagandaydı… Kapsamlı bir şekilde başlatılan kara propagandanın devlet başkanı tarafından bizzat yapılmış haliydi.
Esed konuşmasının büyük bir çoğunluğunda iç provokasyonlardan ve provokatörlerden bahsetti. Bugüne kadar çıkan manipulatif haberler de olduğu gibi bütün suçu provokatörlere kesti. Halkı kandırdıklarını ifade etti.
Bu noktada ülkenin mikroplardan arınması gerektiğini söyleyen Esed ne kadar da haklı… Onlarca kışkırtma ülkenin dört bir yanında devam ediyor…
Sokaktaki insanların meşru olanları ve gayr-i meşru olanları var dedi.
Eylemcileri devlet kurumlarına saldırmakla suçladı. Provokatörlerin, meşru talepleri olanların arkasına saklandıklarını belirtti. Dış güçleri suçladı… İran’ı da bu kapsama sokuyor mu acaba? Bunlara ek olarak dış güçlerin halka para verdiğini ve böylelikle sokağa döktüğünü iddia etti. Suriye’ye nüfuz etmeye çalışanlar var dedi…
Bu çok açık…
İran’ı elbetteki bu kategoriye sokmadı.
Zira gerçekten sokmamak da gerekir. İran hatti zatında nüfuz etmeye çalışmıyor çünkü. İran nüfuz etmiş bile… Nüfuz etmemiş olsa, Esed böyle kendinden emin konuşabilir mi? Nüfuz etmeye çalışanlar ise Baas’ın ve İran’ın işini zora sokanlar. O yüzden hedef tahtasına konmuş durumdalar. Esed konuşmasında reform isteği, elde silahla olmaz diyor. Bunun böyle olduğunu barışçıl metotlarla mücadeleleri sürdüren masum halk zaten biliyor. Ancak mevcut rejim elinde silah olmayana silah çekilmeyeceğinin pek farkında değil. Uluslararası kamuoyunun kafası karıştırılmaya çalışılıyor. Zira Esed’in ortaya attığı bütün o iddiaların doğru olup olmadığı uluslararası medya Suriye’ye giremediği sürece net olarak öğrenilemeyecek.
İşte kara propaganda burada devreye giriyor. Esed yönetimi bunu bildiği için uluslararası kamuoyunu kendi üzerinden, resmi haber kanallarından manipüle etmeye çalışıyor. Suriye’de olup bitenlerin dünyaya aktarımı konusunda tekel oluşturmaya çalışılıyor. Kısacası provokasyonların kimin işine yaradığına bakmak gerekiyor.
Muhaberatın çok güçlü olduğu bir ülkede provokatörler nasıl önceden tespit edilemez? Bu soruya cevapları yok, çünkü provokasyonlar kendilerinin bilgisi dışında olmuyor zaten. Bu açıdan bakıldığında zamanlaması açısından çok manidar bir konuşma oldu. Son iki haftadır yaşananlar olmasaydı, bu konuşmada olmazdı. Zira bu konuşmanın gerçekleştirilebilmesi için gerekli alt yapı, bu iki haftalık süreçte daha yoğun bir şekilde oluşturuldu. Onca provokasyon ve şiddet olmasaydı Esed, argümanlarını nasıl temellendirecekti ki kendine göre? Dolayısıyla bu provokasyoınlarn kimin işine yaradığına bakmak gerekiyor. Bu kanlı olaylar neticesindedir ki Esed kendinde meşru müdahale hakkını daha rahat bulabiliyor. Ya da dünyaya eli silahlı çetelerle mücadele ettiğini söyleyebiliyor. Konuşma yapmak için bugüne kadar neden beklendi sorusu böylelikle cevap bulmuş oluyor. Uluslararası kamuoyunu yumuşatıp, muhtemel müdahaleleri geciktirip sıyrılmaya çalışıyorlar. Bu arada da istikbal vaat eden genç beyinleri fark ettirmeden birer birer ortan kaldırıyor ki ilerleyen yıllarda halk yine bilinçlenemesin ve organize olamasın… Havada Kalan Reform Vaatleri Beşşar Esed konuşmasında bazı reformlardan da bahsetmedi değil. Genel affın kapsamının genişleyeceğinden dem vurdu, seçimlerin Ağustos’ta yapılacağını ifade etti, mili bir diyalog çalışması başlatacaklarından bahsetti. Verdiği sözler halkı ikna eder mi? Edeceğini düşünmek pek mantıklı değil. Zira yıllardır reform vaatlerinde bulunup da bir adım atmayan rejime insanlar neden güvensin ki? Bir de hala somut bir adım atılmış değil. Reform yapma iradesi ve arzusu olan hemen yapar. Beklemenin anlamı nedir anlamak gerçekten zor. Rejimi bugün reform yapmaktan alıkoyan şey nedir acaba? Yoksa zaten yapmayacaklar da top çevirerek vakit kazanmaya mı çalışıyorlar? Dünyadaki birçok diktatör de böyledir zaten.
Reform yapacağız söylemleri ile onlarca yılı geçiştirirler. “Vatandaşlarım Hala Beni Seviyor” Esed hala halktan sevgi ve saygı gördüğünden bahsedebiliyor. Mücadelesinin haklı olduğunu savunabiliyor. Madem haklı bir mücadele var ortada, madem eli silahlı çetelerle savaşılıyor, madem abartıldığı kadar olaylar büyük değil, neden ülke uluslararası basına kapalı? Neden bu kadar çekiniliyor?
Çavuçesku, gitmeden önce de on binleri Bükreş’te lehine gösteri yapmak için toplayabiliyordu. Bu zor bir mesele değil. Tehditle ya da parayla kolaylıkla yapılabilecek bir durum. Milli bir diyalogdan bahsediliyor. Bir diyalogun olabilmesi için karşı tarafında diyalogdan yana olması gerekir. Halkın ya da muhalefetin de, bir noktaya varılabileceğine inanmış olması gerekir. Ancak rejimin neden hemen şimdi reform yapmadığını açıklayamadığı bir ortamda olumlu bir tavırla karşılanması mümkün değil. Hala “reform tasarlıyoruz, şunu düşünüyoruz, bunu planlıyoruz” gibi açıklamalar geliyor.
Neden somut bir adım hemen atılmaz? Çünkü öyle bir niyetleri yok… Baas’ın kemikleşmiş yapısı devam ederken, İran’ın etkisi sürerken, halkın kılcallarına inen muhaberat yerinde dururken reform yapmak istemezler yapamazlar da… Aslında böyle bir diyalogun kurulamayacağını Esed de biliyor ancak yarın öbür gün “ben diyalog çağrısında bulundum ama onlar kabul etmedi” diyebilmek için kendince ‘iyi niyet’ gösteriyor. Şeffaf bir medyadan bahsediliyor.
Medya halkın gözü ve kulağı deniliyor, sanki medya gerçekleri yansıtıyormuş gibi… Seçimlerin tarihini verdi… Mevcut durum devam ederken Suriye’de her gün seçim olsa ne olur? Eleştiriye tahammül olmadan, farklı siyasi oluşumlar olmadan, sağlıklı işleyen bir medya yokken, seçim olsa da sonuç değişmez. Şeffaf, hilesiz ve hurdasız bir seçimin yapılabilmesi için değişmesi gereken o kadar çok şey var ki! Peki, bütün bu olup bitenlerin karşısında Türkiye’nin tavrı nasıl olmalı? Bu soruya da bir sonraki yazıda cevap bulmaya çalışacağız.
USAK GÜNDEM'DEKİ YAZININ ORJİNAL METNİNE BURAYA TIKLAYARAK ULAŞABİLİRSİNİZ







