Ormanlar, hayvanlar, bitkiler ölüyor, peki ya insanlar? 

Yaban hayatı hızla yok oluyor, binlerce yıldır insan tehdidinden uzakta yaşamayı başarmış türler, hızlı endüstrileşme ile birlikte ölüyor. Ancak bunu yok oluşun eşiğine gelmeden anlamayacağız

07 Nisan 2022 Perşembe 11:05
Ormanlar, hayvanlar, bitkiler ölüyor, peki ya insanlar? 

Ormanlar, hayvanlar, bitkiler ölüyor, peki ya insanlar? 

Kadriye Koca

Küresel iklim krizinin kendini gösterdiği alanlardan biri de yok olan türler başka bir deyişle biyoçeşitliliğin azalmasıdır. 


Bu ‘yokoluş’ gibi dehşetli bir başlık altında en son söyleyeceğimizi şimdiden söyleyelim; Ekolojik sistem içerisinde sağlıklı toprakların oluşması, bitkilerin tozlaşması, suyun temizliğini koruması ve arındırılması, aşırı hava olaylarına karşı dirençin olması ve tabiattaki denge için biyoçeşitlilik vazgeçilmezdir. 

Dünya iki yıldır ölümler hastalanmalar ve sıkı kurallarla geçen pandemiden çıkıp şöyle bir rahatlayamadan şimdi de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile acı ve gözyaşı yaşıyor. Yerinden edilen milyonlar, düşen bombalar, nükleer santralleri hedefleyen askeri harekatlar derken savaş sadece insanlar için değil çevre ve diğer canlılar için de felaket anlamı taşıyor. Ağaçlar yanıyor, toprak kavruluyor, kumsallar petrole bulanıyor, deniz ve göllere kan akıyor, bir kuş kaçıyor, bir dağ keçisi ürküyor, yaşam alanını kaybediyor, insanlarla birlikte çevre ve diğer canlılar da savaşın acısını yaşıyor. 
Ne var ki, insanoğlunun savaşı bunlarla kalmıyor, insan eliyle kirlilik ve tahribat ile çevreye verdiği bir savaşı sürdürüyor. bir bilim adamının dediği gibi doğayla yaptığımız bu savaşı kazanırsak kaybedeceğiz. Ekolojik hayat tükenirken bütün türler yokoluş trajedisini yaşarken biz nasıl yaşayalım? 

Biyoçeşitlilik krizi kapıda; yakın zaman 855 hayvan türü yok olacak

Dünyada yaban hayatı ölüyor, dünyanın bir yerinde çıkan öldürücülüğü eski savaşlara nazaran çok daha fazla olan bir savaş veya kirlilik rüzgar, su ve hava ile dünyanın başka bir yerine kolayca ulaşabiliyor. Nesli tükenen canlılar büyük bir eko-fakirleşmeyi beraberinde getiriyor. Hayvanlar için ortak yaşam alanları geliştirmeliyiz. En mühimi ise yaban hayatını korumalıyız. Doğanın dengesi için kaçınılmaz olan türlerin korunması konusunda Türkiye Veterinerler Birliği uyarıyor; Yaban hayatının tarafında olmazsak bertaraf olacağız. 

Dünyada her dört hayvan ve bitki türünden biri yok olma tehlikesi altında; doğal hayat hızla yok oluyor. 

Buna örnek olabilecek bir başka yokoluş hikayesi Kutup ayılarından geldi. Buzullar eriyince kutup ayılarının yaşam alanları daralıyor. 
80 yıl sonra nesilleri tükenecek, Kutup ayıları evsiz kalacak. NASA’nın uydu verilerine göre Antarktika’da eriyen 1200 km karelik buz sahanlığı bilim adamlarını endişelendiriyor. Bu buzulun erimesiyle dünyada pekçok canlı habitatını kaybedecek.13 yıl sonra buzsuz bir Artrik Okyanusu göreceğiz.  

Diğer taraftan bilim adamları türleri koruyan sulak alanların da korunması gerektiğini belirtiyorlar. Hatay Milleyha sulak alanı bir çok bitki ve hayvan türünü koruyor, ancak sulak alanların korunması yasasına rağmen bu bölgenin kullanıma açılması ile nadir görülen bitki ve hayvan türleri yokolacaklar. 

Bilim adamları bir yandan da yeni türler keşfetmeye devam ediyor. Yakın zamanda meteorların yok edemediği bir kaplumbağa türü keşfedildi. Bu türün dinazorlarla birlikte yaşadığı tahmin ediliyor. Bilimin imkanlarıyla bazı korumaya alınan türlerde gelişme yaşanıyor. Kambur balina, kaplan ve kara ayaklı gelincik gibi türlerde artış sağlandı. 

Koalalar da tehlike altında 

Türlerin korunmasında yanlış siyasi kararlar ve çevre tahribatına yol açan uygulamalar her yerden duyuluyor; Avustralya hükümetinin onay verdiği yeni maden alanlarındaki ormanlarda yapılan ağaç kesimleri ülkeye özgü hayvan türlerini yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakıyor. Ülkenin simgesi olan koalalar bunlardan birisi. 

Nesli tükenen türlerden olan resifler için İskenderun körfezine yapay resif yapılıyor. Bilimsel çalışmalarla türlerin yok oluşuna engel olacak tedbirler alınıyor. Spil dağı milli parkında nesli tükenmekte olan kızıl geyiklerin korunması ve doğaya salınması gerçekleştirildi. Kara akbabaların yuvası Köroğlu dağları bu neslin ülkemizdeki en zengin üreme alanı olarak biliniyor. 

Manisa’da kuş cenneti olan Marmara gölü kuruyor, 2010 yılında Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne imza atan devletlerin 2020 yılına kadar dünya topraklarının yüzde 17’sini korunan alan ilan ederek korumayı taahhüd etmelerine rağmen devletler taahhüdlerini yapmadı, küresel biyoçeşitlilik önemli ölçüde azaldı. 

İstanbul’a yapılması planlanan Kanal İstanbul projesiyle uzmanlar 200 bin ağacın kesileceğini ve o bölgedeki habitatın yok olacağını belirtiyorlar. Sigortacılar da küresel risklerden bahsedip biyoçeşitlilik kaybına karşı sigorta çözümleri üzerinde duruyorlar. Artık insanoğlu için en büyük felaket iklim krizi, doğal afetler ve çevre felaketleri…
Sulak alanların kaybı ülkemizde çok çeşitli olan kuş türlerinin yok olmasına zemin hazırlıyor. Ekolog Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu, kuraklığın orman yangınlarının plastik kirliliğinin 1981 ila 2021 yılları arasında kuş türlerinin popülasyonunda yüzde 50’lik bir azalma meydana geldiğini açıkladı. 

Dünyayı bekleyen ‘yokoluş’ türlerin yok oluşuyla gelecek

Bu yıl Çin’in evsahipliğinde gerçekleştirilecek BM Biyoçeşitlilik konferansı için biraraya gelen bilim adamları yokoluş tehlikesi içinde olan yaklaşık 1 milyon canlı türü için geri döndürülebilir bir süreç oluşturmaya türlerin yaşam alanlarının korunmasına ilişkin müzakerelere ve uluslararası kararlar almaya çalışıyorlar. 2050 yılına kadar türlerle uyumlu bir çevre oluşturulması insan ve doğa dengesinin kurulması hedefleniyor. 

Hükümetlerarası İklim Değişikliği raporu biyoçeşitlilik açısından da korkutucu sonuçlar sunuyor. Raporda paylaşılan tahminlere göre 2100 yılına kadar 2°C'lik küresel ısınma durumunda karadaki tüm türlerin yüzde 18’inin nesli tükenecek. Daha yüksek sıcaklıklarda ise tüm canlıların buna uyum sağlama kabiliyetine göre hayatta kalabileceği ancak dağlık ve kutup bölgelerinde bulunan türlerin ise daha çok yok olma riskiyle karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Tropikal mercan resifleri, soğuk su yosun ormanları ve yağmur ormanları, doğal alanlar daha zengin bitki ve hayvan türlerinin yaşadığı habitatlardır. Sadece karada değil okyanuslarda da asitlenme, kirlilik ve oksijen azalması bitki ve hayvan türlerinin sonunu getirebilir. Bu farklı türlerin habitatlarını yaşanmaz hale sokabilir. 

Türler yok olurken gıda arzı ve güvenliği tehlikeye girecek. Nüfusu beslemek için ihtiyaç duyduğumuz bitkilerin yetişmesini sağlayan tozlaşmanın yetersiz olması ile türler azalınca tarımda gıda kayıpları yaşandığı gibi herbirinin farklı görevleri bulunan çeşitli canlı türleri burayı terkettiğinde bizim de yaşayabileceğimiz bir dünya kalmayacak. Küçük mikroorganizmaların toprakta yok olmasıyla erozyon ve verimsizlik kendini gösterecek. Yine çeşitli türler sayesinde tabiatta var olan su döngüsünü kullanarak hem tatlı su hem tarımsal sulama yapıyoruz. Bu döngü kırıldığında toprağımız verimsiz olacak, kuraklık etkisi tüm yaşamımızı kuşatacak; elimizde hiçbir şey kalmayacak.    

Yaban hayatın tarafında olmazsak sonunda bertaraf olacağız. İklim krizinden çıkışın yolu tabiatla, insanla ve hayatla barışmaktan geçiyor. Kazdağlarında barınak ve yaşam alanı olan 190 milyon ağaç tehlike altında bulunuyor. Denizlerde oksijen seviyesinin düşmesi ile deniz canlılarının yaşam alanı yok oluyor, deniz ve okyanuslar çok sayıda deniz canlısına ev sahipliği yapmakta zorlanıyor. Marmara gölü gibi  ülkemizin pek çok yerindeki göller kuruyor, kuruyan göllerden arta kalan birçok türün cansız bedeni oluyor. Bulunduğu bölgeyi besleyen Marmara Denizi için müsilaj uyarısı yapılıyor, oksijen seviyesinin çok azaldığı ve artık deniz canlılarına ev sahipliği yapamayacağı uyarısını pekçok bilim adamı canhıraş bir şekilde haykırıyor. Buzla kaplı Çıldır gölü canlılar için habitat alanı özelliğini her geçen gün kaybettiğinden dolayı balıkçılar göl üzerindeki martıları ekmek atarak besliyor.  

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Eyüp Sultan’da 24 ölü yunus balığı sahile vurdu. Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı Şubat ayının son haftasından buyana Türkiye’nin özellikle Batı Karadeniz kıyısında tırtak türü yunus ölümlerinde olağanüstü artış kaydedildiğini açıkladı. 

İyileştirebiliriz; hem gezegeni hem kendimizi

Ya hepbirlikte kurtulacağız, ya bütün türler gibi kendi türümüz de yok olacak. O nedenle bazı bilim adamları yaşananlara ‘6.yokoluş’ ismini verdiler. Dünya tarihi araştırmaları gezegende bundan önce 5 defa yokoluş yaşandığını bunun ise 6. Yokoluş olacağını bilhassa türlerin yokoluşundan yola çıkarak ifade ediyorlar. İnsanlık son virajda ya toptan yok olacağız, ya toptan kurtulacağız. 

Kıyamet kopacak olsa bile ağaç dikin tavsiyesi şimde ne kadar anlamlı geliyor. Bilim adamları küresel ısınma için karbon emisyonlarını ciddi şekilde hemen azaltmazsak bütün canlılar olarak bunun bedelini –öyle yıllar sonra değil- hemen ödeyeceğimizi belirterek bütün ciddiyetleriyle karar alıcılara ve herkese uyarı yapıyorlar. 

Çevre eğitimini küçük yaşta başlatıp ağaçların canlı olduğunu dünyayı bütün içindeki bitki hayvan küçük büyük canlılarla paylaştığımızı öğretebilirsek, karbon emisyonlarını düşürebilir, temiz teknolojiler kullanabilir, kullan-at ve tüketim çılgınlığına son verebilirsek çevremizi saran krizden tüm canlıları ve tabiki kendimizi çıkarabiliriz. 

Yoksa kurtuluş yok tek başına ne yaşayacaksak ‘hepimiz birlikte’ yaşayacağız. Yani BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN…

Görseller; Orman Genel Müdürlüğü
 

Son Güncelleme: 07.04.2022 11:26
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.